2/4/2008 07:50
Kategori:TEROR-37
Şehitlerimize
ölüm onlar için hiç birzaman son olmadı kı aksine ölüm anlar için yeni bir başlangic oldu hemde en güzel bir baslangıc. Onlar şimdi haksızlıkların olmadıgı, ve birdaha onlara kara yureklerın dokunamayacagı yerdeler Allah huzurunda şahadet serbetını içmekteler arkalarında gözu yaslı annelerı babaları ve turk mılletını bıraktılar ve yıne o anneler babalar kı övgülerın en guzellerıne layık olanlardır şehitlerimizi canlarının bir parcası olan ogullarını hain terore yüzünden kaybetmiş olmalarına ragmen hiç bırzaman bedenlerınden sabrı ve dillerinden kelımelerınn en mutavazısı olan`` Vatan sağolsun'u `` düşürmediler şimdi o mubarekler sayesınde vatan sağ ama aynı zamanda vatanın yüregi kan aglamakta. bedduaların ve lanetlerın hepsi şehide uzanan ellere olsun bütün şehit annelerimizin ve babalarımızın ALLAH yardımcısı olsun bizi en cok cesaterlendıren söz ise
`` ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ``
| Yorum
(yok)
Yorum yaz! Bağlantı
11/3/2008 01:18
Kategori:TEROR-37
1997 yılında Kandil Dağı’nı merkez olarak seçen eli kanlı terör örgütü PKK için bu bölge bulunmaz bir doğal kale niteliğinde. Mehmetçiğin muhtemel yeni operasyonları öncesinde Kandil bölgesinin ilginç özellikleri:
Türkiye’nin gündemine oturan Güneş Harekâtı tartışması devam ediyor. Muhalefetin yönelttiği eleştiriler, hükümetle birlikte Genelkurmay’ı da hedef alıyor. Tartışmalar bir yana, Zap bölgesine başarılı bir operasyon gerçekleştiren Türk Silahlı Kuvvetleri, diğer taraftan bölgeye yeni operasyonlara hazırlanıyor.
Alınan bilgilere göre TSK’nın yeni hedefinde terör örgütü PKK ile özdeşleşen Kandil Dağı var. Büyük ihtimalle havadan indirilecek özel eğitimli komandolarla buradaki kamplarda konuşlanan teröristlerin etkisiz hâle getirilmesi planlanıyor. Bunun için karların erimesinin şart olduğu belirtiliyor. Peki, Kandil Dağı nasıl bir yer ve buraya ulaşmak sanıldığı gibi kolay mı? Operasyondan sonra terör örgütü hangi kampları kullanmaya başladı? İstihbarat birimleri ve PKK’ya yakın kaynaklardan elde edilen bilgiler, önemli ipuçları veriyor. Daha doğrusu Kandil’e giden uzun ve meşakkatli yolun ipuçlarını…
Güneş Harekâtı’nda PKK’nın Zap ve Zağros bölgelerindeki Kanimasi, Avaşin, Çemço, Nevre-Rekan, Şikeftabirindar, Gelişirin, Sermazi gibi kampları hedef alındı. Bu kamplarda barınan teröristlere büyük zayiat verdirildiği açıklandı. Genelkurmay’a göre Türk Silahlı Kuvvetleri, Zap kamp alanını kuşatıp oradaki kampların önemli kısmını bertaraf etti. PKK’nın kilit merkezlerinden Zap bölgesini önemli ölçüde etkisizleştiren Mehmetçiğin yeni hedefinde Kandil Dağı’ndaki kamplar var. Aslında Kandil’deki kamplar havadan bombalanmış ve önemli ölçüde zayiat verilmişti. TSK bu zamana kadar hem havadan hem de karadan PKK’ya ait 210 noktayı ateşe tuttu. Son kara operasyonu ile de Kandil’e giden yolda adım atıldı.
Kandil yolunun ne gibi zorluklarla dolu olduğunu anlamak için önce Kandil’in coğrafi konumuna bakmak gerekiyor. Zaten düzenli orduları zorlayan da fiziki elverişsizlikler. Nitekim Kandil İran’ın hemen yanı başında olmasına rağmen İran ordusu PKK’nın bu ülkedeki kolu olan Kürdistan Özgür Yaşam Partisi’yle (PJAK) mücadelede güçlük çekiyor.
HAKKÂRİ’YE 90 KİLOMETRE, AMA…
Kandil Dağı Türkiye-İran-Irak sınırlarının kesiştiği üçgende bulunuyor. Türkiye ile kısa sayılabilecek bir sınırı bulunuyor. Kandil’e en yakın yerleşim yeri Hakkâri’nin Şemdinli ilçesi. Buradan Kandil yaklaşık 90 kilometre. Arazi yapısı dikkate alındığında ise bu mesafe 110 kilometreye kadar çıkıyor. Kuzey Irak ile sınır kapısı olan Silopi’deki Habur kapısı ile Kandil arasındaki mesafe ise 235 kilometre. Teröristleri havadan vurmak için Diyarbakır’dan kalkan uçaklar 450 kilometre, Malatya’dan kalkan jetler ise 626 kilometreden sonra Kandil semalarına ulaşabiliyor.
Beşgen şeklindeki Kandil Dağı’nın Kuzey Irak’taki bölümü ortalama 300 kilometre uzunluğunda. Büyük bölümü İran sınırları içinde olan Kandil’in toplam alanı yaklaşık 3 bin 500 kilometrekare. Birbirine yapışık; ancak farklı farklı dağlar topluluğu görünümü verdiğinden dolayı burası için Kandil Dağları tabiri de kullanılıyor. Kandil Dağı’nın doğal korunaklı bir yapısı da var. Birbiri ardına uzanan sıra dağlar bu büyük dağ kitlesinin etrafını sarmış durumda. Kandil’in zirvesi 3 bin 500 metre. PKK daha çok vadileri kullanıyor. Vadilerdeki en geniş düzlük, yaklaşık bir buçuk kilometrekare. Terör örgütünün kampları daha çok 2.900 rakımındaki vadilerde konuşlanmış durumda.
‘İNTİHAR’ VADİSİ VE SIĞINAK KÖYLER
10 kilometrelik bir bölgeye yayılmış Kandil kamp alanları fiziki yapısından dolayı doğal bir kalenin içinde ve her kamp birbirinin devamı katmanlar şeklinde konuşlandırılmış. Alttan başlayıp zirveye doğru çapraz şekilde kurulan kamp alanlarının bazılarına kazılan yeraltı tünellerinden geçiş yapılabildiği de belirtiliyor.
Kandil Dağı’ndaki PKK kamplarına karadan ulaşmanın tek yolu dağın güney yamacındaki vadi. 1.200 metre rakımda, 14 kilometre uzunluğunda ve 5 kilometre genişliğindeki vadi, dağdan çok net bir şekilde kontrol edilebiliyor. Zaten PKK bu vadiyi mayın ve tuzaklarla tam bir intihar alanına dönüştürmüş durumda. Kandil Dağı’nın Kuzey Irak tarafındaki en yakın büyük yerleşim yeri ise Akre. Burası Erbil’e yaklaşık iki buçuk saat uzaklıkta.
PKK Kandil’de terör misyonuna uygun bir yaşam alanı kurmuş durumda. Örgüt, Kandil Dağı ve civarında bulunan irili ufaklı 60 kadar köy ile içli dışlı. İstedikleri zaman köylülerin arasına karışabilen teröristler, kendilerini kolaylıkla gizleyebiliyorlar. PKK’nın 15 sağlık personeliyle çalışan hastanesi, elektrik üreten iki santrali bulunuyor. Şelalelerden sağlanan elektrik, bazı köylere de veriliyor. Çünkü PKK aynı zamanda bu köyler için bir tür geçim kaynağı niteliğinde. Örgüt, küçük ihtiyaçlarını köylülerden sağlıyor. Dağın eteğindeki köylerde örgütün binlerce küçükbaş hayvanının bulunduğu da belirtiliyor. Bu hayvanların etinden ve sütünden yararlanan PKK, artakalanlarını da köylülere bırakıyor.
Terör örgütü, Kandil Dağı’ndaki ana merkezine ulaşan bütün yolları ise bir nevi kapatmış. Dağın zirvesinde bulunan ve gözcü görevi yapan 5 kamp bulunuyor. Bunlar dağın etrafında tabir yerindeyse kuş uçsa hemen ana merkeze bildiriyor. Ayrıca örgüt Kandil’e çıkılacak bütün yolları mayınlamış durumda. 2 kilometrelik geçiş alanları tamamen kara mayınlarıyla doldurulmuş. Uygun tepelerde sayıları 8 ila 10 arasında değişen militanların kaldığı kamplara yerleştirilen uçaksavarlar, füzeler, roketatarlar, ağır makineli tüfekler savunma amaçlı olarak kullanılıyor. İstihbarat bilgilerine göre son tahlilde PKK’nın elinde 20 kadar Dokça Uçaksavar bulunuyor.
Eli kanlı terör örgütünün Kuzey Irak’ta irili ufaklı 300 kadar kampı bulunduğu söyleniyor. Kandil sahası içindeki kamp sayısının ise 50 olduğu belirtiliyor. Bu kampların bazılarında 10 kadar terörist bulunuyor. Bunlar esasında barınma amaçlı kullanılıyor. Örgütün eğitim alanı olarak belirlediği terör kamplarının sayısı ise 15 olarak geçiyor. Bunların en bilenleri; Kandil alanı içindeki, öldürülen teröristlerin adının verildiği “Mahsum Korkmaz Akademisi” ve “Haki Karer İdeolojik Eğitim Akademisi”.
Örgüt sadece kamplara değil bütün coğrafyaya da öldürülen militanların adını veriyor ya da kendince uygun gördüğü bir ismi yakıştırıyor. Terör örgütü bu coğrafyadaki şelalelere, akarsulara, tepelere, vadilere birer isim vermiş. PKK’nın bir amacı da keşfedilmeyen bu alandaki doğal yapıların ilk kâşifi olarak verdiği isimlerin ileride literatüre geçmesini sağlamak.
KANDİL MAĞARALARI, YERALTI ŞEHRİ GİBİ
Kandil Dağı’nın bir üs olarak seçilmesi 1997 yılına dayanıyor. Buradaki kampları oluşturmak için örgüt o dönemde Avrupa’daki yandaşlarından topladığı 400 bin markı harcadı. Kamp alanları ise teröristbaşının kardeşi Osman Öcalan tarafından belirlenip hazırlandı. 2003 yılında PKK’dan ayrılan terörist Osman Öcalan bu bilgileri doğruluyor. Hatta kamplardaki mağaralar hakkında da detaylı bilgiler veriyor: “Kandil’i bir iki yıl içinde üs hâline getirdik. Kandil’de öyle mağaralar var ki sandalyede oturmak üzere 500 kişi sığabilir. Yüz metre yerin altında, 12 metre boyunda zikzaklı üç kapılı mağaralarda her türlü tedbir alınmış durumda. Bu mağaralar basınca karşı da dirençlidir. Şu anda Kandil’deki mağaralarda rahat bir şekilde 2 bin kişi aylarca yaşayabilir. Engebeli dağlarla çevrili Kandil’i ele geçirmek çok zordur.”
Osman Öcalan Kandil’in birkaç ay önceki durumu hakkında da bilgiler veriyor: “Kandil’de bir ara gücümüz 3 bin 500’e kadar çıktı. Merkez üssümüzdü. Daha sonra peyderpey azaldı. Kandil bir askerî merkez olmaktan çıktı ve 500-800 kadar gerilla var. Burası daha çok geri destek lojistik üssüdür; eğitim faaliyetleri ve kültürel faaliyetler yapılıyor. Ama son noktada sığınılacak bir yerdir de.”
FEHMAN HÜSEYİN: YILAN GİBİYİZ
Operasyon haberleriyle birlikte PKK Kandil’i önemli ölçüde boşalttı. Halihazırda Kandil’de terör eğitimi verilmiyor. Ancak burada kalan ya da yeni devşirilen teröristler bölgedeki vadilerde sürekli ‘zinde’ tutuluyor. Kandil hâlihazırda daha çok lojistik destek alanı olarak kullanılıyor. Tahminlere göre burada 800 kadar terörist bulunuyor. PKK, militanlarını birinci derecede savunma alanı olarak tabir ettiği kamplara kaydırmış durumda. Teröristlerin şu anda daha çok Zağros ve Zap bölgesindeki iç kamplarda bulundukları, ayrıca İran tarafında Kandil’den sonra ikinci büyük kampın olduğu Hinere bölgesi ile Kalatukan’da da yoğunlaştıkları aktarılıyor. Ancak son operasyonların ardından örgütün sürekli hareket hâlinde olduğu ve kamp değiştirdiği dikkatlerden kaçmıyor. İran-Irak hattının Türkiye’ye bakan 150 kilometrelik alanın içinde örgüt sürekli yer değiştiriyor. Bunun için daha çok gece ve yağışlı havalar tercih ediliyor.
Operasyonlardan dolayı mütemadiyen hareket halinde olduklarını teröristler de itiraf ediyor. PKK’ya bağlı Halk Savunma Güçleri’nin (HPG) elebaşı Dr. Bahoz Erdal kod adlı Fehman Hüseyin yaptığı açıklamada yakalanamayacaklarını ileri sürüyor: “Bizi kimse bulamaz. Ne kadar keşfederlerse etsinler boşunadır. Köylerimiz, şehirlerimiz yok. Biz gerillayız, bir yılan gibi; (yılanın) ne yeri ne evi vardır. Kürdistan dağları sarptır.”
PKK KANDİL’E SIĞINIP TUZAK MI KURACAK?
Doğal ve stratejik açıdan korunaklı bir bölge olan Kandil Dağı’ndaki PKK kampları örgütün can simidi konumunda. PKK’nın bir planına göre Mehmetçiğin yeni operasyonları karşısında sıkışıldığında buraya geçilip saklanılacak ve karşı çatışmaya girilecek. Örgütün bir başka planında da Türk askerini Kandil’e çekmek var. PKK bununla mayınları aşmaya çalışan askere zayiat ve kayıplar verdirmek istiyor. Mayın aşamasında sonra Mehmetçiği açık hedef hâline getirip kayıplar verdirerek üstünlük sağlamak istiyor. PKK için Zap, savunma alanı içindeki “kalp” niteliğindeyken Kandil alanı ise yaşama alanındaki “kalp” olarak niteleniyor.
Fiziki olarak bir avantaj sağlayan Kandil’e gelene kadar PKK’ya ait onlarca, hatta yüzlerce kamp bulunuyor. Kandil kamplarına ulaşmadan önce geçilmesi gereken kampların PKK’nın şu anda direndiği alanlar olduğu belirtiliyor. Zap ve Zağros bölgesindeki kamplarla birlikte İran tarafında kalan kamplar bir bakıma Kandil’e giden yolları epey kapatmış oluyor. Stratejistlere göre Kandil’e en kolay İran tarafından geçilebiliyor. Buradaki mevcut PKK kampları aşıldıktan sonra Kandil’in zirvesine ulaşmak daha kolay. Kimi uzmanlara göre ise muhtemel bir Kandil operasyonunda İran ve Türkiye ortak hareket ederse net sonuçlar alınabilir.
PKK’NIN ARŞİVİ DE KANDİL’DE
Kandil merkezî alanı içindeki bazı kamplar şu şekilde sıralanıyor: Kandil Dağı, Harun Kampı, Tang-i Shiwadiza, Kenicenge, Bokrisan, Enze Köyü, Sarı Sule Dağı, Gırnako, Pişteşan, Zargali Köyü, Kurtak Köyü. Örgütün arşivi ve bütün kayıtları bu kamplarda. Söz konusu kamplarda ağır silahlar da bulunuyor.
KANDİL’İ SARAN TERÖR KAMPLARI
Terör örgütü PKK, Kandil’in etrafını saran kampları 4 parçaya ayırmış durumda: Kandil Dağı Batı Cephesi, Kandil Dağı Doğu Cephesi, Haftanin Alanı ve Kuzey Irak Yapılanması… Bu dört bölgedeki belli başlı kampların halihazırdaki durumları şu şekilde:
KANDİL DAĞI BATI CEPHESİ
Kurtak Kampı: Bu kampta sayıları değişse de ortalama 150-200 teröristin kaldığı belirtiliyor.
Bole Kampı: Kadın teröristlerin ağırlıklı olarak kaldığı bu kamp aynı zamanda diğer kampları besleyecek cephanelik olarak da kullanılıyor.
Şehit Rüstem Kampı: Kültür ve eğitim alanı sabit 20 kadar terörist bulunuyor.
Levce Kampı: Mini bir sağlık merkezi konumunda. Kimyasal silahlar da bu kampta bulunuyor.
Belekati Kampı: Terörist elebaşı Cemil Bayık’ın ikametgâh olarak tercih ettiği bir yer. Ancak Bayık şu anda burada değil. Kampın aynı zamanda lojistik sağlama özelliği bulunuyor. 75 kadar PKK’lı kalıyor. Zergele Kampı: Terörist elebaşlarından Mustafa Karasu’nun kaldığı yer. Karasu da son operasyonlardan sonra bu kampı sabit olarak kullanmıyor.
Surede Kampı: Komuta kademesinin kaldığı, aynı zamanda eğlencelerin düzenlendiği bir yer.
KANDİL DAĞI DOĞU CEPHESİ (HİNERE BÖLGESİ)
Kalatukan Kampı: 20-30 kadar terörist bulunuyor.
Berda Kaşu Kampı: PKK’nın muhabere merkezi konumunda.
Şehit Ayhan Kampı: 350 kadar terörist kalıyor.
Dolekoge Kampı: Toplu hâlde en fazla terörist burada kalıyor. Sayıları zaman zaman değişse de 400 ila 500 arasında militan bu kampta konuşlanıyor.
Asus Kampı: İran’a giriş-çıkışlar buradan yapılıyor. Sözde gümrük kuran PKK, kaçakçılardan geçiş parası alıyor.
Şehit Harun Kampı: Mezarlık, terzihane, cephanelik bulunuyor. Daha çok kadınlar bu kampta kalıyor.
Zele Kampı: Az sayıda terörist bulunuyor
Kelareş Kampı: Örgütün propaganda merkezi olarak kullanılıyor.
HAFTANİN ALAN YAPILANMASI
Muzure Kampı: Komuta merkezi olarak kullanılıyordu; ancak operasyonlarla birlikte dağıldı.
Keşan Kampı: 150 kadar terörist bulunuyor.
Pirbela Kampı: Cephanelik, terzihane ve lojistik merkezi bu kampta.
Şehit Beritan Kampı: 100 kadar terörist bulunuyor.
Tırvaniş Kampı: Teröristlerin sevkiyat merkezlerinden biri. Şırnak’ın Bestler-Dereler bölgesi ile Cudi Dağı’na gönderilecek militanların son eğitim aldığı alan. Ancak şu anda eğitim verilmediği gibi terör örgütü burayı da savunma alanı içinde bir cephe olarak kullanıyor.
Kaşura Kampı: Burası da eli kanlı terör örgütünün Türkiye’ye göndereceği teröristlerin sevkiyat merkezlerinden. Canlı bombacılar ve eylem yapacak teröristler en son bu kamptan geçiyor.
KUZEY IRAK YAPILANMASI
PKK’nın en büyük dört kolundan ikisi bu bölgede. Kandil, Hinere’den sonra gelen merkezler olan Zap ve Zağros bölgesi bu yapılanma içinde değerlendiriliyor.
Zağros Sahası: Avaşin, Basyan, Hakurk, Haftanin alanı bu saha içinde bulunuyor.
Behdinan Sahası: Gare ve Metina ile birlikte 5 kadar küçük kamp bu alan içinde.
Zap Kampı: PKK’nın önemli merkezi konumundaydı. Behdinan Sahası içinde ancak kendince bağımsız bir kamp. Terörist elebaşı Fehman Hüseyin burada bulunuyor. Kara operasyonu ile ağır darbe alan kampın önemli bir bölümü terk edilmiş durumda. Fehman Hüseyin’in de burayı terk ettiği belirtiliyor.
| Yorum
(yok)
Yorum yaz! Bağlantı
10/3/2008 01:20
Kategori:TEROR-37
Sıkıyönetimin askerî savcılarından Baki Tuğ’dan, 1971’de karşı darbe hazırlığı içinde olanlarla ilgili inanılmaz açıklama. Baki Tuğ, 3 milyona yakın insanın katledileceğini, ölüm listelerinin de MİT’in arşivinde olduğunu söylüyor.
Geçen yılın ağustos ayına kadarki yaklaşık on yıllık sürede Emniyet 3 bin 12 çete operasyonu yapmış. Operasyonlarda 24 bin 931 kişi yakalanıp yargı önüne çıkarılmış, 8 bin 601 kişi tutuklanmış. Jandarma da 771 operasyonda 10 bin 437 kişiyi yakalamış, bunlardan 6 bin 269’u tutuklanmış. Toplarsanız on yılda 35 bin kişi çete operasyonu kapsamına alınmış. Bu verileri, TBMM Susurluk Komisyonu Başkanlığı yapmış eski milletvekili Mehmet Elkatmış, Taraf gazetesine verdiği röportajında dile getiriyor. Bu verilerin içerisinde “Ergenekon Terör Örgütü” kapsamında isimleri gündeme gelenler yer almıyor.
Türkiye’nin yakın siyasi tarihi bu çetelerin hedefleri doğrultusunda yaşanmış çalkantılarla dolu. Kimileri 27 Mayıs’ı sayıyor, bu sancılı sistemin başlangıcı olarak. Fakat tarih sayfalarında yolculuk yaptıkça daha geriye de gidilmesi gerektiğini anlıyoruz. A. Baki Tuğ, (kendisi bu şekilde kullanıyor) 1972 yılında asılan Deniz Gezmiş’lerin idam kararını veren mahkemenin savcı yardımcısı olarak ün yaptığı gibi, solcu gruplar tarafından da ‘mimlenmiş’ bir isimdi. Tuğ, 12 Mart 1971 Muhtırası ile alakalı ilginç olduğu kadar ürpertici ifşaatlarda bulundu Aksiyon’a. Söylediğine göre, darbecilerin planladığı gibi 9 Mart 1971’de komünist bir ihtilal olsaydı, ihtilalciler 3 milyona yakın insanı öldürecekti. Öldürüleceklerin listeleri de Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) arşivinde mevcut.
Tarih tekerrürden mi ibaretti? Zira, bu tür ölüm listelerinin yapıldığı, 2007 Türkiye’sinde bile açıktan açığa kamuoyuna duyuruluyordu. Onun için, uzun yıllar devlete hizmet etmiş, her ne kadar ‘derin veya yufka devlet’ diye bir şey olamayacağını söylese de bu işlerin işleyişini bilen tecrübeli bir isimle, eski bakan ve milletvekili Baki Tuğ’la görüştük.
-27 Mayıs 1960 darbesi olduğunda ne hissettiniz?
O tarihte askerî öğrenci idim. Demokrat Partili (DP) bir babanın çocuğu diye ihbar ettiler. 9 gün gözetim altında kaldım.
-Sıkıntılar yaşadınız…
Evet. Babam bir müddet Sivas kampında kaldı, sonra serbest bıraktılar. Ondan sonra siyasi parti faaliyetlerine yine devam etti. Bizim hiçbirimizi devletin dışında bırakmadı. Genelde devlet hizmetinde çalıştık. Politikaya girmemizi istemiyordu. Ama ben aileden en son politikaya bulaşan isimlerden birisi oldum. Bulaşmak zorundaydım. Çünkü 12 Mart 1971 döneminin savcıları arasında yer almış olmamız bizi politikaya zorladı. Üzerimize çok geldiler. Yoksa politik yapımız yoktur yani.
-1971 ve sonrasındaki ithamlar mı etkili oldu üzerinizde?
Hepsi. Esasen biz o dönemde çok güzel bir görev yaptık. Devlet bize görev vermişti. Onu taviz vermeden yerine getirdik. En sıkıntılı dönemdi. Türkiye ya komünist olacaktı ya da mevcut anayasal düzeni koruyacaktı. Biz anayasal düzenin bekçiliğini yaparak görevimizi yerine getirdik. O nedenle de Türkiye’de Marksist düşüncenin temsilcileri bizi düşman ilan etti. Sanki biz görevli değiliz de onlara düşmanız. Hayır. Öyle bir şey yapmadık, hissetmedik, duymadık, görmedik, düşünmedik. Devletin verdiği görevi, önümüzdeki kara kaplı kitaba göre, vicdanımızla bütünleştirmek suretiyle yerine getirdik.
-Hep karıştırılır, siz o üç idam kararının verildiği zaman savcı yardımcısı idiniz değil mi?
Deniz Gezmiş’lerin dosyasının asıl savcısı Keramettin Çelebi idi. Ben onun yardımcılığını yapıyordum.
-Bu idamlar 27 Mayıs’taki üç idamın intikamı mı idi?
Hayır efendim, hiç mümkün değil. 27 Mayıs ayrıdır, 12 Mart ayrıdır. 27 Mayıs bir gece darbesi ve millet iradesi ile iktidara gelen bir siyasi partiyi iktidardan etmiş, yönetime el koymuştur. Bir defa 27 Mayıs Mahkemesi özel bir mahkemedir. Anayasal bir mahkeme değildir. Millî Birlik Komitesi üyeleri, o günün mahkemesi karar vermiş, onlar da onay etmiş, infaza göndermişler. Ama sıkıyönetim mahkemeleri anayasal mahkemelerdir. Yargıtay vardı, denetim organları vardı. 12 Mart 1971 Muhtırası, Marksist bir ihtilal yapmak isteyenlerin devleti ele geçirmelerine mâni olmuştur. Yani anayasal düzeni değiştirmek isteyenlere fırsat vermemiştir. Bu şartlarda 27 Mayıs’la 12 Mart’ı mukayese edenin aklından şüphe ederim.
-Ama her ikisinde de idamlar var…
27 Mayıs’ta 3 kişi idam edilmiştir, 12 Mart’ta da 3 kişi idam edilmiştir. Ama ilk idam edilenler millî irade ile iktidara gelenlerdir. Bunlar ise tam tersi. ‘Anayasal düzeni değiştirelim. Biz hâkim olalım. Türk insanını öldürelim, Rusya ile beraber bu işi götürelim’ şeysi var orada. Şimdi 12 Mart ile 27 Mayıs’ı nasıl mukayese edeceksiniz? Bu ayıbı bazen (Aydın) Menderes de işliyor. Bazen mukayese yapıyor, ‘Babama da yazık oldu, onlara da yazık oldu.’ diyor.
-İdamlara karşı geliyor herhâlde.
İdamlara herkes karşı olur. Şimdi 3 tane genç insan idam edildi diye biz mutlu mu olduk? Kanun emrediyordu, idam edildiler. Mahkeme mahkûm etmiş, Yargıtay onaylamış, TBMM de ‘bu yerinde’ demiş, cumhurbaşkanı da basmış imzayı. Şimdi buna ne diyeceksiniz? Diyecek bir şeyiniz var mı? Devlet kendisini savunmuştur. Komünist bir ihtilal olsaydı ne olacaktı? Üç tane insan mı idam edilecekti?
-Ne olacaktı?
Böyle duvar dibinde binlerce insan taranıp öldürülecekti. Listeleri vardı. 3 milyona yakın insanı öldürmeleri için listeleri vardı. Bütün işadamları gidecekti. Şimdi, ileri geri konuşan işadamları var. O utanmazların da hepsi listede idi.
-Bu isimler çıkmış mıydı ortaya?
Çıkmıştı. Hepsi MİT’in arşivinde var.
-Ama kamuoyu bilmedi hiçbir zaman?
Kamuoyuna veremezsiniz. Kimlerin öldürüleceği listesi elimizdeydi.
-Kamuoyuna hiç yansımadı mı bu?
Yansımadı. Onlar devlet… Sır onlar. Nasıl yansıtacaksın? ‘Falan şahsı öldüreceklerdi’ dediğin zaman yanlış yaparsın.
-Bütün işadamlarından mı bahsediyorsunuz?
İşadamlarının büyük bir kesimi öldürülecekti 12 Mart 1971 sonrası.
-Sağ-sol ayrımı var mıydı listelerde?
Vardı tabii, olmaz olur mu? Sağcılar öldürülecekti.
-Bir röportajınızda darbecilerin Cumhuriyet gazetesinde yuvalandığını söylüyorsunuz. Yani darbenin orada hazırlandığı gibi bir açıklamanız vardı.
O günlerde ihtilalin yayın organları vardı. Onlardan biri Devrim gazetesi, diğeri Cumhuriyet gazetesiydi. Yön, Emek ve Türk Solu dergileri de vardı. Bunlar bir nevi ihtilalin sözcülüğünü yapıyorlardı. Onlarla olan faaliyetlerimiz bizi sıkıyönetime kadar getirdi. Sıkıyönetimde de görevimizi yaptık, kimseye taviz vermedik. Bunun için de bizi hedef seçtiler. Ondan da pişman değilim. Türkiye’yi hiç olmazsa zalim bir rejimin elinden kurtardık. 12 Mart 1971 Muhtırası olmasaydı, bir komünist darbesi olsaydı ne olacaktı Türkiye’nin hâli? 12 Mart’ın sıkıyönetim komutanları, savcıları, hakimleri fedakarca görev yaptılar ve anayasal düzeni koruyup bugüne getirdiler.
-Komuta kademesi de işin içindeyken ne oldu da 12 Mart’ta rüzgâr tersten esmeye başladı?
İhtilali genç subaylar yapacaktı. Yani 9 Mart’ta Türkiye’yi sosyalist bir sisteme kaydıracaklardı. Olaya hâkim olduktan sonra da başlarındaki komutanı götürüp Mısır’daki General Necip misali sosyalist sistemi uygulayacaklardı. Bu nedenle 9 Mart’ı yapamadılar. 9 Mart, 12 Mart Muhtırası’na çevrildi.
-Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur, Tümgeneral Celil Gürkan ilk başta darbenin içinde yer alıyordu. Sonra neden vazgeçtiler?
Vazgeçmelerinin tek sebebi vardı. Emek Mahallesi’nde (Ankara’da) yapılan bir gece toplantısı vardır. Komünist darbenin son toplantısı. Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Korgeneral Atıf Erçıkan’ı da o toplantıya göndermiştir. O da cuntacılara dâhildir. Gitmiş, oradaki konuşmaları teybe kaydetmiş, sonra teybi getirip Genelkurmay Başkanı’na dinletmiştir. Genelkurmay Başkanı teybi dinledikten sonra Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürleri çağırıp “Paşa ihtilali yapacaksınız, sizi de götürecekler.” demiştir. Bunu dinleyen Faruk Gürler Paşa da Memduh Tağmaç’ın yanında yer aldığı için darbe muhtıraya dönüşmüştür.
-Darbe yapanlar da anayasal düzene kastediyor. Onların yargılanmamalarına nasıl bakıyorsunuz?
İhtilaller başarılı olursa yapanlar kahraman, başarısız olursa hain olurlar. Başarılı olmuşlar. Onu tartışamazsınız.
-Böyle mi devam etmeli mesela?
Onun önüne geçemezsiniz. Böyle devam edecek. O ihtilalin kanunudur.
-Bu Ergenekon Terör Örgütü ve kamuoyuna yansıyan çetelerle alakalı gelişmeleri izliyor musunuz?
Ortaya çıkan bir şey varsa zaten onun hesabını sorarlar. Türkiye’de artık gizli kalacak bir şey yoktur. Herkes günışığı gibi ortadadır. Elbette bugün de bir gayret içerisinde olanlar vardır, yarın da olacaktır, daha sonra da… Ama büyük çapta etkili olacakları kanaatini taşımıyorum.
-Son zamanlarda birbiri ile ilintili zincirleme olaylar ortaya çıktığı için soruyorum bunu. Farklı eylemlerde kullanılan seri numaraları aynı bombalar mesela…
Her toplumda olduğu gibi bizim toplumumuzda da bu tür maceraperestler olacaktır. Ama devletin mevcudiyeti artık bundan sonra öyle şeylere müsaade etmeyecektir. Dün çanak tutuluyordu. Bugün çanak tutan yok. Çanak tutan olmadığı için de bu tür faaliyetlerin olacağı kanaatini taşımıyorum. Suç işleyenlerin hesabını görürseniz bu işler biter.
-O zaman Başbakan neden derin devletten bahseder bir ülkede?
Bakın ben derin devlet, sığ devlet diye bir şey kabul etmiyorum. Devletin koruyucu organları vardır, o organlar da bellidir. Eğer o organlar yanlış yapıyorsa, onları yenilersiniz. Derin devletten, yufka devletten söz edemezsiniz. Devlet devlettir. Eğer devletin kendini koruma vasıtalarını derinlik olarak görüyorsanız onlara yanlış yaptırmazsınız. Yanlış yapanları alırsınız, yanlış yapmayacakları da görevlendirirsiniz.
-Ama kamuoyunda sürekli tartışılan, her gün ayrı bir haberi ile halkın kafasında yer eden olaylar geliyor gündemimize?
Efendim, gelişmekte olan olay dünyanın her yerinde vardır. ABD’de de vardır, Avrupa’da da, Türkiye’de de vardır. Çünkü derin devlet dediğiniz şey devletin kendini koruma organlarıdır. İstihbarat teşkilatlarıdır. Yurtiçi ve yurtdışı birimleri vardır. Devlete gelecek zararları onlar tayin ve tespit eder, ilgili birimlere iletirler. İlgili birimler de o tehlikeleri önler. Siz bunları derinlik olarak düşünüyorsanız yanlıştır. Bu her devlette vardır.
-Siz Susurluk konusunun istenilen noktada çözüldüğünü düşünüyor musunuz?
Ben Susurluk’un istenilen noktaya ulaştığı kanaatini taşıyorum. Susurluk özel olarak işlenmiş bir suç değildir. Susurluk bir kaza sonucunda gündeme gelmiş bir olaydır. Devlet tarafından bilinen bir olaydır. Orada bazı insanların devlet nezdinde görevleri vardır, nitekim onlar zaten ortaya çıkmıştır. Ve hesabı olanların hesabı da görülmüştür.
- “Devlet eğer bir güce karşı ise başka bir şeyi kullanmak isterse bunlar olur” diye bir açıklamanız var zamanında. “Gayet normaldir, devletin uyguladığı stratejidir.” diyorsunuz.
Devletin eli kolu vardır. Devlet kendisine zarar veren unsurlar varsa eli kolu ile o unsurların hepsini bulur. Gündeme getirir, gereğini yapar ve ondan sonra kıpırdayamazlar.
-Bu unsurlar mesela başbakana suikast düzenleyebilir mi?
Efendim öyle bir teşebbüsü düşünenler olur, ama devletin görevi onları önlemektir. Onları yok etmek, ortadan kaldırmaktır. Devlet bunun için vardır.
-Abdullah Öcalan SBF öğrencisi iken öğrenci eylemleri sebebiyle gözaltına alınıp size getiriliyor. Siz, önce fazla ceza talep ediyorsunuz, sonra Öcalan’a dair MİT’ten ‘bizim elemanımızdır’ diye bir yazı geliyor ve az bir ceza talebinde bulunuyorsunuz. Doğru mu bu? Öyle bir şey yok, sahtekârlık yapıyorlar. Olay şudur. Zannederim 2 Nisan 1972 idi. Ben sıkıyönetimin nöbetçi savcısıydım. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 43 öğrenciyi yakalayıp getirmişler. O gece sabaha kadar evime de gitmedim. O çocuklar gözetim altında uzun süre kalmasınlar diye. Aldım herkesin ifadesini. Ertesi gün SBF’den öğretim üyelerini, müstahdemleri, dekanı, hepsini dinledim. 20 öğrencinin bir şeysi yoktu. 22 öğrenci hakkında yeterli delil olduğu için onları tespit ettim, iddiama yazdım, tutuklama talebi ile mahkemeye gönderdim. Mahkeme 22 öğrenciyi tutukladı. 22 öğrenci mahkûm oldu, cezaları infaz edildi, sonra cezaevinden çıktılar. Bunlardan birisi de Abdullah Öcalan’mış. Ben müneccim değildim. Müneccim olsa idim ‘Abdullah Öcalan ileride milletin başına bela olacak der’ devlete de buna sahip çıkın derdim. Ve o öğrencilerin içerisinde en büyük cezayı alan Öcalan’dır, 6 ay yatmış. Ötekiler 3’er ayda tahliye olmuşlar.
-MİT’ten size ‘Bizim elemanımızdır’ belgesi geldi haberi nereden çıktı peki?
Öyle bir şey olsa zaten Abdullah Öcalan tutuklanmazdı. Sahtekârlık yapıyorlar. Öcalan’ı Öcalan yapanlar, şimdi aynaya bakıp kendilerini görmüyorlar. ‘Abdullah Öcalan himaye edildi’ diyenler Öcalan’ı büyüten, yüceltenlerdir. Onlar bellidir Türkiye’de. Marksist, Leninist faaliyetleri örgütleyenler, büyütenler, geliştirenler Öcalan’la, Abdullah Öcalan Suriye’ye gidinceye kadar beraberlerdi. Türkiye İşçi Partisi, Türkiye Öğretmenler Sendikası, Dev-Genç’in bir bölümü beraberdi. Devrimci Doğu Kültür Ocakları onlarla beraberdi. Öcalan bu tarlalarda yetişmiştir. Onun için bunlar şimdi günahlarının bir bölümünü kefaret olarak ödemek için başkalarına çamur atmaktan başka bir işlem yapmıyorlar.
-Doğu Perinçek PKK’yı MİT kurdu diyor mesela…
Doğu Perinçek’in kendisi bir defa oranın elemanı mı değil mi ona bakmak lazım.
-Sizin kanaatiniz nedir?
Bir kanaat söylersem yanlış yaparım. Çünkü Perinçek de bizde sanıktı, ceza aldı. Aftan istifade etmek suretiyle çıktı.
-Sizin arşivinizde vardır belgesi!
Var tabii, hepsi var.
-Dosya gibi değil de oranın elemanı mı değil mi diye…
Yok, o yoktur. Çünkü Perinçek’in davası bende değildi. Onun dünü ile bugününü mukayese etme imkânı yok ki. Dünkü Doğu Perinçek Maocu, bugünkü Doğu Perinçek ulusalcı. Bunu nasıl izah edeceksin? Yanlış yapmıştır, yanlışını düzeltmek için şimdi de ulusalcı kesilmiştir yani. Türkiye’deki Kürtçü faaliyetlerin önderlerinden birisidir kendisi. Kara Kuvvetleri 4. Subaylar Örgütü Davasını Perinçek yönlendirmiştir. O çocuklar bizde mahkûm oldular. O da onların arasındaydı. İşte bu Doğu Perinçek kalkıyor ‘PKK’yı MİT kurdurmuştur’ diyor, öyle şey olur mu yahu?
-Bu sizin açıklamanız galiba, “Öcalan’ın eşi Kesire Yıldırım’ın babası MİT mensubudur.” diye.
MİT’in elemanıdır, MİT’e çalışıyor Ali Yıldırım. Ben de biliyorum, herkes biliyor.
- ‘PKK’yı MİT kurdu’ ifadesi acaba kayınpederinin MİT elemanı olmasından mı kaynaklanıyor?
Oradan çıkıyor tabii. Kesire Yıldırım, Ali Yıldırım’ın kızı. Öcalan ile evlenmiştir. Evlendiğine göre Apo da MİT elemanıdır.
-Ali Yıldırım, kızı Öcalan’la evlenmeden önce mi sonra mı MİT’e girmiş?
Zaten kızı ile Öcalan’ın tanışması çok sonra. Kesire’nin babası memuriyete MİT’te başlamış ve MİT’ten emekli olmuştur.
-Köyde yaşayan birisi aslında.
Evet öyledir.
-Kesire’yi Öcalan’la evlendirme bu projenin bir parçası olabilir mi? Severek mi evlenmişler mesela?
Kesire esasen başkasının nişanlısıdır. Kesire’yi o nişandan ayırmak suretiyle Abdullah Öcalan’la evlendirmiştir.
-Burada aslında MİT takip edelim anlamında vermiş olabilir mi?
Zannetmiyorum. Öcalan’ın o günlerde esamisi okunmuyordu. Gazi Üniversitesi’nde aklı başında iki öğrenci, Mehmet ile Ahmet Demir, Kürtçü faaliyetleri Ankara’da götürüyordu. O zaman Öcalan’ın ismi de yok cismi de… Bu çocuklar mahkûm edilip piyasadan çekildikten sonra 1978’de Öcalan gündeme gelmiştir.
-Öcalan devletin bursu ile okuyor bunun öncesinde…
Devletin bursu ile okuyor, Tapu Kadastro memurluğuna tayin ediliyor, Diyarbakır’a gidiyor, oradan İstanbul’a tayin ediliyor. İstanbul’da kayıt oluyor, oradan Ankara SBF’ye geliyor, ondan sonra bu işlerin içine giriyor.
-Siz Öcalan’la MİT’in irtibatını araştırdınız.
Araştırdım. Elimizde belge olsaydı onu Uğur Mumcu’ya da verecektim. Deşifre edecektim onu; ama yoktu. Çıkmadı. Biz MİT ile içli dışlı görev yaptık yani. Devletin görevi devletin savcısına yardım etmektir. Biz elimizdeki dosyalarla ilgili falan şahıs hakkında MİT’in bilgisi nedir, belgesi nedir diye hepsini sorardık. Ama bununla ilgili bir şey çıkmadı.
-Hâlâ askerle, hükümetle irtibatınız, istihbaratınız oluyor mu?
Gayet tabii. Elbette, niye olmasın?
HEP DEVLETİN HİZMETİNDE OLMUŞ BİR AİLE
1937’de Gümüşhane’nin Şiran ilçesinin Örenkale köyünde, dördü kız 8 çocuklu bir ailede doğan Abdülbaki Tuğ’un ataları aslen Hazar’ın kuzeyinden İstanbul’a yerleşmiş önce. Aile, Nuhoğulları, nam-ı diğer Hocaoğulları diye bilinmektedir. Dedelerinden Sancaktar Halil Efendi İstanbul müftülerinden, zamanın eğitim komisyon üyeliği de yapmış birisidir. İmparatorluğun çöküşü ile birlikte aileye Şiran’ın üç yaylası tahsis edilir. Ailenin bir bölümü de Trabzon Of’a yerleşir. Bu koldakiler Nuhoğulları soyadı ile hayatlarını Of’ta sürdürüyor bugün.
Dedelerinden birinin padişahın huzur hocalarından olduğunu söyleyen Tuğ, emekli Jandarma Genel Komutanı Tümgeneral Nezihi Fırat Paşa’nın büyükannesi kanalı ile dayısı olduğunu belirtiyor. Ağabeyi Enver Tuğ, Hâkim Deniz Tuğamiral rütbesi ile kardeşi Halil Tuğ da Emniyet Genel Müdür Muavini olarak emekli olmuş. Diğer kardeşi Prof. Dr. Adnan Tuğ ise Gazi Üniversitesi hukuk fakültesinde öğretim üyesi. İmparatorluğun çöküş evresinde Van’daki Ermenilerle çatışmalarda dayılardan Albay Halil Efendi, Tuğ nahiyesinde şehit olunca bunu soyadı olarak almış aile.
Öğretmen emeklisi bir babanın oğlu olan Tuğ, Trabzon Lisesi’nden mezun olmuş. Ailesine yük olmamak için askeriyeyi tercih eden Baki Tuğ, askerî öğrenci iken hukuk fakültesine de kaydolur. Bunun öncesinde 6 ay tıp eğitimi almıştır. Kadavralara dayanamayınca hukuka geçip 1961’de buradan mezun olur. Marlon Kemal adıyla bilinen ve yeraltı dünyasınca öldürülen Savcı Kemal Şimşek’le sınıf arkadaşı olan Tuğ, 6 ay staj yaptıktan sonra ilk vazifesini Jandarma Genel Komutanlığı Muhafız Alayı Disiplin Subaylığı Hâkimliği’nde yapar. 6 ay sonra Jandarma Genel Komutanlığı Adli Müşavir Yardımcısı olur. 1963 yılında Jandarma’daki hâkimler ile Kara Kuvvetleri’ndeki hâkimler birleştirilince Tuğ da Kara Kuvvetleri Savcı Yardımcılığı’na atanır. Burası aynı zamanda siyasi mahkeme savcı yardımcılığıdır. Buradaki görevi sebebiyle sol tarafından hedefe konacak kadar tanınmış bir kişidir. 1971’de sıkıyönetim ilan edilince Deniz Gezmiş’lerin de idam kararını veren mahkemede görev alır. 1980’de Kıbrıs’ta Barış Kuvvetleri Askerî Mahkemesi Hâkimi olarak görev yapar, 83 yılında da dönüp emekli olur.
Kısa bir süre avukatlık yapmayı dener. Savcı ve hâkimlerin avukatları yeri geldiği zaman azarlamasına içerler ve bu işi de bırakır. Sadettin Bilgiç ve Süleyman Demirel’in daveti ile politikaya girer. Büyük Türkiye Partisi ile Doğru Yol Partisi’nin kurucularından olur. DYP’de genel başkan yardımcılığına gelir, milletvekilliği, bakanlık ve komisyon başkanlığı yapar. İkisi kız üç çocuk babası Tuğ, 1995’te politikadan ayrılıp vaktini ofisinde geçirmeye başlar.
NEDEN 9 YERİNE 12 MART OLDU?
1971 yılında, ordunun komuta kademesi ve genç subaylarla beraber, aralarında Doğan Avcıoğlu ve İlhan Selçuk’ların da bulunduğu gruplar Türkiye’de kömünist bir darbe hazırlığı içindedir. Darbeden sonra genç subayların kendilerini tasfiye edeceğini son anda öğrenen Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç tavır değiştirince, darbeciler hükümete muhtıra vermekle yetinir.
--alıntı-
| Yorum
(yok)
Yorum yaz! Bağlantı
7/3/2008 08:18
Kategori:TEROR-37
Türk Ordusu'na karşı sınır içi harekâtı
Milletçe göğüslemeliyiz
Türban savaşı açarak ve Ergenekon tertibiyle Türk Ordusu'nu iç cepheden vurmaya kalkışan Tayyip Erdoğan'ın yanında Devlet Bahçeli de bilinen yerini aldı. Devlet Bahçeli, AKP'nin gizli koalisyon ortağı rolünü sürdürüyor. Tayyip Erdoğan-Devlet Bahçeli ikilisi, yıllardan beri aynı misyonu paylaşıyorlar. ABD'nin BOP İkilisi'nin, 2002'de Türkiye'nin erken seçime götürülmesinde, 22 Temmuz 2007 seçiminden sonra Abdullah Gül'ün Çankaya'ya çıkartılmasında, Ordu Kara Harekâtı yaparken içerde Türban cephesi açarak kargaşalık kışkırtma girişiminde ve şimdi de Ordu'nun yıpratılmasında, ortak bir misyon üstlendikleri apaçık ortaya çıkmıştır. Bu misyon, ABD'nin Kuzey Irak'taki Kukla Devleti kurma planına hizmet etmektir. Tayyip Erdoğan, üstlendiği misyonu "BOP Eşbaşkanlığı" sıfatıyla tanımlarken, Devlet Bahçeli de, MHP Seçim Beyannamesi'nin 121. sayfasında, "ABD'nin stratejik ortaklığı görevi"ni en iyi kendisinin yapacağını ilan etmişti. PKK da onlarla birlikte ABD'nin stratejik hedeflerini benimsediğini açıklamıştır ve BOP'u desteklemektedir.
ÖZETLER
· Tayyip Erdoğan, kendi ağzıyla 11 ayrı konuşmasında itiraf ettiği BOP Eşbaşkanlığı görevini, TSK'nın hava ve kara harekâtları sırasında da sürdürmüştür.
· Türk Ordusu, vatanı savunma kararlılığını ortaya koymuştur; ABD'nin sınırlarını çiğnemiştir; Kukla Devleti ilan etme hazırlıklarına etkili bir darbe indirmiştir ve PKK'nın o alandaki üslerini dağıtmıştır. Devlet Bahçeli, Orduya karşı psikolojik savaş açarken, hangi örtüleri kullanırsa kullansın, sonuç olarak ABD'nin gösterdiği hedefe vurmaktadır.
· Devlet Bahçeli, Türbana ilişkin Anayasa değişikliğinde PKK'nın güdümündeki DTP ile aynı cephede buluşması da rasylantı değildir. Dikkat edilirse, en canalıcı konularda, Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli ve DTP/PKK yönetimi yan yana geliyorlar. Onları buluşturan, ABD'nin stratejik ortaklığı misyonudur.
· ABD, Türkiye'nin toprak bütünlüğünü sağlayan harekâtın cepheden karşısında olduğunu ortaya koymuştur. ABD, yalnız Irak'ı değil, Türkiye'yi bölmek isteyen emperyalist devlettir. Türk Ordusu, Kuzey Irak'ta ABD ile cephe cepheye gelmiştir. Bu nedenle bu büyük mücadelenin molalar verilerek devam etmesi doğaldır.
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, 5 Mart 2008 günü basına aşağıdaki açıklamayı yaptı:
SINIR ÖTESİ KARA HAREKÂTININ BAŞARILARI
Öncelikle belirtelim: 21 Şubat 2008 günü başlayan Sınır Ötesi Kara Harekâtı, durdurulmuş olmasına rağmen, bir hafta içinde ulaştığı sonuçlar açısından başarılıdır. Türk Ordusu, vatanı savunma kararlılığını ortaya koymuştur; ABD'nin sınırlarını çiğnemiştir; Kukla Devleti ilan etme hazırlıklarına etkili bir darbe indirmiştir ve PKK'nın o alandaki üslerini dağıtmıştır.
Orduyu hedef alan psikolojik harekât, işte bu başarılar nedeniyledir ve doğrudan doğruya ABD güdümlüdür. Bu psikolojik harekâtı yürütenler, milletin duygularını paylaşmıyorlar; apaçık görülmektedir ki, bozguncularla aynı konumlarda buluşuyorlar.
Türk Silahlı Kuvvetleri'ne güvenimiz daha da güçlenmiştir. Vatan uğruna canlarını feda eden şehitlerimiz milletimizin kalbine gömülmüşlerdir.
ABDULLAH GÜL'ÜN ABD İLE GİZLİ SÖZLEŞMESİ BOZULDU
16 Aralık 2007 günü başlayan hava harekâtı ve 21 Şubat 2008 günü başlayan Kara Harekâtı, 2002 yılından bu yana bir dönüm noktasıdır. Abdullah Gül'ün 2 Nisan 2003 günü ABD Dışişleri Bakanı Powell ile yaptığı "2 sayfa 9 maddelik' gizli anlaşma bozulmuştur. Hukuken "hizmet sözleşmesi" değerinde olan bu anlaşmaya göre, Türk Silahlı Kuvvetleri Irak'ın kuzeyine harekât yapmayacaktı. Abdullah Gül'ün bu anlaşması artık yalnız kendisini bağlamaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri, ABD'nin sınırlarını geçmiştir. Bu, çok önemli bir başlangıçtır.
MOLA VERİLDİ, HAREKÂTLAR DEVAM EDECEKTİR
Harekâtın ABD'nin baskı ve tehditleri hesaplanarak durdurulduğu ortadadır. ABD Savunma Bakanı Gates'in gelişi TSK'nın kararını etkiledi mi sorusu önemli değildir. Çünkü Gates gelmese de, ABD harekâtın durdurulmasını en yüksek ağızlardan dile getiriyordu. En son Bush, Türk Ordusuna harekâtı durdurun çağrısı yapmıştı. Çünkü kara harekâtı, ABD'ye rağmen yapılmıştı ve ABD'nin ısrarlı baskı ve tehditleri değerlendirilerek harekâta ara verildi.
Süreç inişli çıkışlıdır. Önemli olan, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, ABD'nin dünya ve bölge ölçeğindeki açmazlarını iyi hesap ederek inisiyatifi ele geçirmiş olmasıdır. ABD maliyesi derin bir krize yuvarlanmıştır ve ABD ordusunun savaşmak istemediği Washington yönetimi tarafından saptanmıştır. Bu koşullarda, harekâtın durdurulması, bir moladır. Harekâtlar devam edecektir.
ABD'NİN PKK'YI DESTEKLEMEYE DEVAM ETTİĞİ ORTAYA ÇIKTI
Bu harekâtın en büyük kazancı, son zamanda ortaya atılan "ABD'nin PKK'dan vazgeçtiği" yolundaki uydurmaları ve hayâlleri yerle bir etmesidir. ABD, elindeki bütün baskı araçlarını gündeme getirerek, kara harekâtını sınırlamaya ve durdurmaya çalıştı. O kadar ki, Türk Ordusu'na karşı Duhok ve Erbil'e çok büyük bir askerî yığınak yaptı.
Bütün Türkiye, toprak bütünlüğümüzü hedef alan esas gücün ABD olduğunu şimdi daha iyi öğrenmiş bulunmaktadır. ABD, bölücü terör örgütünü her kritik durumda kurtaran güçtür. ABD, önleyemediği kara harekâtının durdurulması için elindeki bütün olanakları harekete geçirmiştir. Kuşkusuz Türk Ordusu bunları hesaplayarak harekâta başladı ve duracağı yeri saptamak da elbette onun görevidir.
Herkes görmekte ve bilmektedir ki, ABD; yalnız Irak'ı değil, Türkiye'yi bölmek isteyen emperyalist devlettir. Bu nedenle Türkiye'nin vatan savunması, ABD'ye direnme meselesidir. Kürt meselesi de, artık öncelikle ABD işgalciliğine karşı mücadele meselesidir.
BOP EŞBAŞKANI TAYYİP ERDOĞAN HAREKÂTI
TÜRBAN SAVAŞIYLA VE "ERGENEKON OPERASYONUYLA" İÇERDEN HANÇERLEDİ
Tayyip Erdoğan, kendi ağzıyla 11 ayrı konuşmasında itiraf ettiği BOP Eşbaşkanlığı görevini, TSK'nın hava ve kara harekâtları sırasında da sürdürmüştür.
Bilindiği gibi, Genelkurmay Başkanı 12 Nisan 2007'de sınır ötesi harekâtın şart olduğunu açıkladı. Bunun üzerine, Tayyip Erdoğan, "Şimdi Türkiye'deki 5 bin teröristle mücadele halledildi mi, Kuzey Irak'taki 500 kişiyle uğraşma safahatine gelinecek" diyerek, BOP Eşbaşkanı konumundan suçlamada bulunmuştu. Bu suçlama, ABD'nin ve PKK'nın Türk Ordusu'na karşı psikolojik savaş konularının başında yer alır. Ancak Tayyip Erdoğan, sınır ötesi harekâta cepheden karşı koyamayınca, TBMM'den izin çıktı. Bununla birlikte Tayyip Erdoğan, BOP Eşbaşkanlığını, hava ve kara harekâtları aşamasında da sürdürdü. Tarih tarih verelim:
Türk Silahlı Kuvvetleri, Irak'ın kuzeyine 16-22-26 Aralık 2007 ve 15 Ocak 2008 tarihlerinde hava harekâtları uyguladı. Hava akınları yapılırken, Tayyip Erdoğan 14 Ocak günü İspanya'da yaptığı açıklamayla türban savaşını başlattı. Böylece ABD, BOP Eşbaşkanlığı aracılığıyla Türk Ordusu'nu iç cepheden vurmaya başladı.
Türk Ordusu, 21 Şubat 2008 günü kara harekâtına başladı ve ertesi günü kamuoyuna açıkladı. Aynı gün Abdullah Gül, türbanın üniversitelerde serbest bırakılmasının önünü açan Anayasa değişikliğini onayladı ve Celal Talabani'yi Türkiye'ye davet ettiğini açıkladı. TSK, bir kez daha iç cepheden ateş altına alınıyordu.
BOP Eşbaşkanlığı, yalnız turban çatışmaları başlatma girişimiyle değil, Ergenekon operasyonuyla da açıkça Türk Ordusu'nu ve millî güçleri vurmaya çalıştı.
Türk Ordusu vatan savunması yaparken, içerde bu vatan savunmasını sırtından hançerlemeye yönelik bir kaos ortamı yaratma girişimi herkesçe saptandı.
BOP İKİLİSİNİN PAYLAŞTIĞI MİSYON
Devlet Bahçeli'nin Kara Harekâtı'nın bitirilmesinden sonra Türk Ordusu'na karşı yürüttüğü psikolojik harekât, Kara Harekâtı sırasındaki uygulamalarının bir devamıdır. Türban savaşı kışkırtmasıyla Ordunun arkadan vurulması girişiminde, Devlet Bahçeli Tayyip Erdoğan'ın yanında yer aldı. Emekli subaylara şiddete kadar varan uygulamalar, bütün milletin gözleri önünde sahnelenmiştir. Ergenekon tertibinin de Tayyip Erdoğan-Devlet Bahçeli ikilisinin ortak gayreti olduğu bilinmektedir.
Devlet Bahçeli, AKP'nin gizli koalisyon ortağı rolünü uzun zamandır sürdürüyor. Tayyip Erdoğan-Devlet Bahçeli ikilisi, yıllardan beri aynı misyonu paylaşıyorlar. Bu misyon, ABD'nin Kuzey Irak'taki Kukla Devleti kurma planına hizmet etmektir. Tayyip Erdoğan, üstlendiği misyonu "BOP Eşbaşkanlığı" sıfatıyla tanımlarken, Devlet Bahçeli de, MHP Seçim Beyannamesi'nin 121. sayfasında, "ABD'nin stratejik ortaklığı görevi"ni en iyi kendisinin yapacağını ilan etmişti.
İşte ABD'nin BOP İkilisi'nin ortak misyonunu sergileyen olgular:
1. Devlet Bahçeli, 2002'de Türkiye'yi erken seçime götürerek, ABD'nin savaş takviminin uygulanmasındaki görevini yerine getirdi ve Abdullah Gül-Tayyip Erdoğan ikilisini iktidar yaptı.
2. Devlet Bahçeli, 22 Temmuz 2007 seçiminden sonra Abdullah Gül'ün Çankaya'ya çıkartılmasında yine başroldeydi.
3. Devlet Bahçeli, Ordu Kara Harekâtı yaparken içerde Türban cephesi açarak kargaşalık kışkırtma girişiminde de Tayyip Erdoğan ve DTP/PKK'yı yalnız bırakmadı.
4. Devlet Bahçeli, şimdi de Ordu'nun yıpratılmasında da Tayyip Erdoğan'la görev bölüşümü içindedir. Devlet Bahçeli, Orduya karşı psikolojik savaş açarken, hangi örtüleri kullanırsa kullansın, sonuç olarak ABD'nin gösterdiği hedefe vurmaktadır.
TÜRK ORDUSUNA KARŞI CEPHE TUTAN GÜÇLER:
ABD- TAYYİP ERDOĞAN-DEVLET BAHÇELİ- İSRAİL- PKK-BARZANİ-TALABANİ
Devlet Bahçeli, Türbana ilişkin Anayasa değişikliğinde PKK'nın güdümündeki DTP ile aynı cephede buluşması da rastlantı değildir. Dikkat edilirse, en canalıcı konularda, Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli ve DTP/PKK yönetimi yan yana geliyorlar. Onları buluşturan, ABD'nin stratejik ortaklığı misyonudur.
Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli'nin Türk Ordusu'nu yıpratmaya yönelik psikolojik harekâtta da DTP ve PKK ile aynı cepheden hareket ettikleri, apaçık ortaya çıkmıştır.
Türk Ordusu'nun hava ve kara harekâtlarına karşı cephe tutan güçler kendilerini eylemleriyle ortaya koymuşlardır: En başta ABD, ABD'nin BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan, ABD ile stratejik ortaklığı savunan Devlet Bahçeli, İsrail, PKK, Barzani ve Talabani.
HEDEF: IRAK'IN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ
Genelkurmay Başkanlığı, Kara Harekâtının başlangıcında 23 Şubat 2008 günü yaptığı açıklamada, Irak'ın toprak bütünlüğüne vurgu yapmıştı. Harekâtın hedefinin PKK'dan kapsamlı olduğunu, ABD de saptadı ve yine Barzani ve Talabani de korku içinde dile getirdiler.
Irak, Suriye, İran ve Türkiye'nin toprak bütünlüğünün birbirlerine sımsıkı bağlı olduğu, 1990 ve 2003 savaşlarından bu yana daha da iyi anlaşılmıştır. ABD'nin Irak işgali ve kuzeyde bir Kukla Devlet kurması, Türkiye için birinci ve tek tehdittir. O nedenle vatanın bütünlüğü için mücadele uzun vadeli ve kapsamlıdır. ABD işgali ve bölücülük, bölünmeyi silahla dayatmışlardır. O nedenle askerî yöntem, biz istemediğimiz halde dayatılmıştır. Ortadoğu'nun bu koşullarında silahsız milletler ayak altında kalır ve kalmaktadırlar. Meselenin çözümünde askerî yöntem anahtardır. Toplumsal, ekonomik ve kültürel çözüm ise, vatanımızın ve milletimizin bütünlüğünü sağlam zemine kavuşturacaktır.
VATAN ABD'DEN KORKARAK VEYA ABD'NİN İZNİYLE SAVUNULAMAZ
Türk milleti olarak ve Türkiye'nin güvenliğinden sorumlu kurumlar olarak, şu gerçeği artık bütün çıplaklığı ve boyutlarıyla kafamıza en kalın harflerle yazmamız gerekiyor:
Bu vatan, ABD'den korkarak savunulamaz. Çünkü vatanı tehdit eden güç, ABD!
Bu vatan, ABD'nin izniyle de savunulamaz. Çünkü ABD, Türkiye'nin vatan ve millet bütünlüğünü ortadan kaldırmak istiyor!
| Yorum
(yok)
Yorum yaz! Bağlantı
6/3/2008 03:53
Kategori:TEROR-37
|
Güneş Harekâtı'nın komutanları
Terör örgütü PKK’ya yönelik başlatılan kara harekâtı sekiz gün sürdü. Örgütün Zap bölgesindeki kampları imha edildi. Peki, yaklaşık 10 bin Mehmetçiğin katıldığı harekâtı yöneten komutanAylar öncesinden hazırlıklar büyük gizlilikle yapıldı. Genelkurmay, kara harekâtıyla ilgili tüm generalleri özel eğitimlerden geçirdi. Komando birlikleri ve Özel Kuvvetler kış şartlarında sayısız tatbikat yaptı. Operasyonlarda, askerlerin hava şartlarından olumsuz etkilenmemesi için dünyanın en modern ordularında kullanılan, -30 dereceye kadar dayanıklı teçhizat temin edildi. Hedefler de önceden tespit edildi. Bütün bu hazırlıklar bitince Türk ordusu, 21 Şubat akşamı PKK’nın Kuzey Irak’taki terör yuvalarına yönelik kara harekâtına başladı. 10 binin üzerinde Mehmetçiğin katıldığı operasyonun merkez üssü Malatya’da bulunan 2. Ordu Komutanlığı Karargâhı’ydı. Peki dünyanın yakından takip ettiği sınır ötesi operasyonu hangi komutanlar yönettti? Teröristlere karşı dağlarda vatan adına cansiperane çarpışan komutanların hikâyeleri ne? lar kim? |
|
HAREKÂTIN A TAKIMI NE ZAMAN KURULDU?
Aslında bir yıl önce Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ, harekâtın başına getirilen komutanlara dikkat çekmiş, Güneydoğu’ya yeni atamalar yapılmıştı.
Kara harekâtının en önemli isimlerinden biri merkezi Malatya’da bulunan 2’nci Ordu’nun Komutanı Orgeneral Hasan Iğsız. Harekâtın komuta kademesini o yönetti. 1946 yılında İstanbul’da doğan Iğsız Paşa, bir dönem Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutanlığı görevinde de bulundu. 1997’de tümgeneralliğe terfi etti. Bu rütbeyle Jandarma Asayiş Komutan Yardımcılığı, Kara Kuvvetleri Personel Başkanlığı yaptı. 2001’de korgeneralliğe, 2006’da ise orgeneralliğe terfi etti. Bu tarihten sonra 2’nci Ordu Komutanı olarak atandı.
KRİTİK GÖREVLERİN PAŞASI KALYONCU
A takımında en çok dikkat çeken isim ise Diyarbakır’daki 7’nci Kolordu Komutanı Korgeneral Bekir Kalyoncu. Harekâtın sevk ve idaresini yürütüyor. TBMM’de reddedilen 1 Mart tezkeresi sırasında Genelkurmay Harekât Başkanı olan Kalyoncu, en kritik dönemde Başbakan Tayyip Erdoğan’ın askerî danışmanlığı görevini de alarak TSK ile hükümet arasında köprü olma görevini üstlendi. Kalyoncu, bulunduğu pozisyonlarla şu anda sürdürülen operasyonların askerî ve siyasi sorumluluklarını üstlenen iki cepheyi de yakından tanıyor. Rütbelerini her zaman birinci sıradan alan Kalyoncu, 1997’de tuğgeneralliğe, 2001’de tümgeneralliğe, 2005 yılında ise korgeneralliğe terfi etti.
YÖRÜK PAŞA, TSK’NIN ‘ÖZEL’ KOMUTANLARINDAN
Harekâtın komuta kademesinde bulunan ve dikkat çeken diğer önemli bir isim ise harekât üssü Silopi’de bulunan Özel Kuvvetler Kolordu Komutanı Korgeneral Servet Yörük. Ağustos 2006’da gerçekleşen Yüksek Askeri Şûra’da (YAŞ) Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın tümen seviyesinden kolordu seviyesine çıkartılmasına karar verilmişti. Özel Kuvvetler Kolordu Komutanlığı’na ise o yıl terfi sırasında bulunmayan Korgeneral Servet Yörük getirildi. Korgeneral Yörük daha önce Genelkurmay Personel Başkanlığı görevini yürüttü. Yörük komutasındaki özel birlikler hiç beklenmedik zamanlarda PKK’ya baskın yapıp zayiat verdiriyor.
Habur sınır kapısının da yer aldığı Silopi’de Özel Kuvvetler Komutanlığı Harekat Üssü bulunuyor. Özel kuvvetler, yaz-kış Silopi’deki üste kalıyor, zaman zaman Ankara’dan birlik değişimi yapılıyor. Terörle ilgili nerede bir hareketlilik varsa, özel kuvvetler de o bölgeye kaydırılıyor. Özel Kuvvetler Komutanlığı, 1992 yılında dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş zamanında kuruldu. Son derece önemli operasyonlara imza atan Özel Kuvvetler’in en etkin bölümü Doğu ve Güneydoğu’da görev yapıyor. Doğrudan Genelkurmay Başkanı’na bağlı olarak çalışan bu birlikler A, B ve C timlerinden oluşuyor. A timleri subaylardan, B timleri subay-astsubaylardan, C timleri uzman çavuşlardan müteşekkil.
PKK’YA DARBE VURAN KOMUTANLAR
Sınır ötesi operasyonu idare eden generaller arasında Diyarbakır 2’nci Hava Kuvvet Komutanı Korgeneral Rasim Arslan, Van’da bulunan Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral Abdullah Atay ve Hava Pilot Tümgeneral Atilla Özler de bulunuyorou. Kuzey Irak’taki harekâtta aktif rol alan Jandarma Özel Harekât (JÖH) timleri, operasyonun başarısının belkemiğini oluşturdu. Güneydoğu ve sınır bölgesinde yürütülen operasyonlar Van’da bulunan Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Abdullah Atay tarafından yönetildi.
Diyarbakır 2’nci Hava Kuvvet Komutanı Korgeneral Rasim Arslan ise bu göreve atanmadan önce Genelkurmay’da iki yıl süreyle Lojistik Komutanlığı görevini yürüttü. Suriye, Irak, İran ve Kafkas hava sahalarının kontrolü bu komutanlığın görev alanına giriyor. Irak’ın kuzeyinde bulunan ve PKK’nın üslendiği Kandil Dağı ve Zap Kampı başta olmak üzere diğer kamplara yönelik hava saldırısı Diyarbakır’da planlandı. Konya’da görev yaptığı dönemde “Anadolu Kartalı Tatbikatı”nı başlatan, bu görevinden sonra Diyarbakır 2. Hava Kuvveti Komutan Yardımcılığı’na atanan Hava Pilot Tümgeneral Atilla Özler ise önemli projelere imza attıktan sonra, şimdi etkili bir konumda.
Kuşkusuz, Kuzey Irak’taki PKK terör örgütünün varlığını bitirmeye yönelik sınır ötesi operasyonu yöneten isimler önümüzdeki dönemlerde yine karşımıza çıkacak. Harekâtın başarıyla tamamlanmasının ardından onlar da “PKK’yı evinde vuran komutanlar” arasında yerini alacak. Daha da önemlisi ordunun komuta kademesinde emekliliği yaklaşan isimlerin yerini bugün operasyonu yürüten komutanların alması da mümkün. Harekâtın başındaki komutanları nasıl bir gelecek bekliyor, bekleyip göreceğiz.
| Yorum
(yok)
Yorum yaz! Bağlantı
6/3/2008 03:50
Kategori:TEROR-37
.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Kuzey Irak’ta yuvalanan PKK militanlarına yönelik hava ve kara operasyonu şimdilik sona erdi. 21 Şubat’ta başlayan askerî harekâtın, terör örgütüne büyük bir darbe vurduğu yapılan açıklamalardan anlaşılıyor. Genelkurmay’ın verdiği bilgilere göre operasyonda 240 terörist etkisiz hâle getirildi, 24 asker de şehit düştü. Şekli, yöntemi ve askerî stratejisinden çok harekâtın tezkere kapsamında tekrarlanıp tekrarlanmayacağı tartışılıyor şimdi. ABD Başkanı George Bush ile Savunma Bakanı Robert Gates’in operasyonun süresiyle ilgili açıklamalarından sonra harekâta bir süre ara verilmesi pek çok spekülasyonu da beraberinde getiriyor çünkü. Kimilerine göre ABD ile yapılan işbirliği çerçevesinde yeniden bölgede askerî harekât gerçekleştirilebilir, kimilerine göre de benzer bir operasyona bir süre için gerek kalmayabilir.
Geçmiş tecrübeler, Türk askerinin operasyon amacıyla bölgede çok uzun süre kalmadığını gösteriyor zaten. En kapsamlı operasyonlardan olan ve bölgedeki Kürt yöneticilerin de destek verdiği 1995 ve 1997 yılındaki askerî harekâtlar sadece bir buçuk ay sürmüştü. “Güneş Operasyonu” için ilk başta belirlenen sürenin 4 ila 7 gün arasında olduğu; ancak PKK’ya ait yeni kampların keşfedilmesiyle bu sürenin kesin olmayan sürelere yayıldığı belirtiliyor. Şüphesiz, kara harekâtının bu son operasyonla nihayete ereceğini söylemek mümkün değil. Tezkere süresi tamamlanıncaya kadar Türkiye’nin en az 5 kez daha kara harekâtı yapabileceği dile getiriliyor. Operasyonlar için sistemleştirilmiş bir zaman dilimi olamayacağı; duruma ve takibata göre harekete geçileceği kaydediliyor. TSK, bir yılda birden fazla operasyonu 1997’de üç defa sınırı geçerek yapmıştı.
KUZEY IRAK’TAKİ ASKER SAYISI ARTIRILACAK
Son operasyonla birlikte TSK’nın, 1997’den beri Kuzey Irak’ta bulunan 5 üssündeki asker sayısını artıracağı, söz konusu askerlerin burada kalıcı olacağı da belirtiliyor. Halihazırda bu üslerde 1500-2000 arasında asker bulunuyor. Şimdi bu sayının 5 bine kadar çıkartılacağı dile getiriliyor. İlk etapta asker sayısı artırılacak üssün, teröristlerin Türkiye’ye geçiş güzergâhı üzerinde bulunan Batufa’daki olacağı öne sürülüyor. Elde edilen bilgilere göre aynı güzergâhtaki Kanimasi, Şeladize ve Begova’daki birliklerin mevcudu da artırılacak. Sınır boyunca 5-15 kilometre arasında devriye gezebilen bu birlikteki asker sayısının artırılması, Türkiye ile Irak arasında fiilî bir tampon bölge oluşturma ve yeni bir sınır çizme anlamına gelebileceği şeklinde yorumlanıyor. Ancak bu konuda ABD ile Türkiye’nin henüz anlaşma sağlayamadığı; ama operasyondan sonra bu değişikliğin yapılabileceği aktarılıyor.
Şüphesiz bu stratejinin amacı PKK’nın Türkiye’ye geliş ve gidiş yolunu kesmek. Askerler daha önce havadan bombaladığı ve 2001’de yaptığı kısa mesafeli kara operasyonundan beri bilmediği yeni üsleri bizzat yerinde görmek istiyor. Bu yüzden mevcut operasyon “yoklama, keşif ve darbe” kavramlarıyla tanımlanıyor. PKK elebaşılarını yakalamanın yanı sıra TSK’nın en büyük hedefinin ise terör örgütüne ağır bir darbe vurup onun uzun süre eylem yapma yeteneğinde zafiyet meydana getirmek olduğu belirtiliyor. Alınan bilgilere göre Mehmetçik en az 500 teröristi etkisiz hâle getirmek için mücadele ediyor. Bu rakam toplam 7 bin militana sahip olduğu söylenen örgüt için büyük kayıp anlamına geliyor. TSK şimdiye kadar yaptığı operasyonların içinde en iyi sonucu 1992 tarihindeki askerî harekâtla elde etti. Tank, helikopter ve hava gücü destekli 15 bin askerle yapılan operasyonda bin 500 terörist etkisiz hâle getirildi. İlk kez 25 Mayıs 1983’te sınır ötesine geçen TSK, bu tarihten sonra neredeyse her 3 yılda bir Kuzey Irak’a geçip terör örgütüne yönelik operasyon yaptı.
KUŞATILAN ZAP KAMPI
Kamuoyuna yapılan açıklamalardan Mehmetçiğin, örgütün Kanimasi, Avaşin, Çemço, Zap, Zagros, Nevre-Rekan, Şikeftabirindar, Gelişirin, Sermazi kamplarını kuşatarak bölgedeki kontrolü ele geçirdiği belirtiliyordu. Abluka altına alınan bölgede ne kadar teröristin olduğu bilinmiyordu. Bölgedeki kampların en büyüğü Zap Vadisi’ndeki Zap kampı. Örgütün önemli karargâhlarından biri olan Zap’ın hava operasyonlarında 7 kez bombalandığı dile getiriliyor. Buna rağmen kampın hâlâ faal olduğu öne sürülüyor. Zap kampı Kandil’e giden yolun başlangıcı niteliğinde. Burasının tamamen imha edilmesi PKK’nın Kuzey Irak’ta kurduğu “savunma” alanının çökertilmesi anlamına geliyor. Zap’ın yanı başındaki Zağros kampı da stratejik öneme sahip. PKK, 1980’den beri bu iki kampı “karargâh” olarak kullanıyor.
ŞEHİRLERDE TERÖRİST EĞİTİM
Kuzey Irak’ta zor günler yaşayan PKK’nın silahlı kolu Halk Savunma Güçleri (HPG) merkezinden yandaşlarına “ağır” eylem yapma talimatı verildiği belirtiliyor. Bu eylemden kastın başkaldırı anlamına gelen “serhıldan” gösterileri olduğu öne sürülüyor ve eylemlere mutlaka mollaların, çocukların ve kadınların katılması isteniyor. Bu talimatla örgütün 21 Mart’taki nevruz kutlamalarını hedeflediği kaydediliyor. Talimatta şehirlerde araç yakma ve bombalama eylemleri yapılması da isteniyor.
Öte yandan, kayıp veren örgütün militan toplamak için taktik değiştirdiği, şehirlerde kısa bir eğitimden geçirilen gençlerin dağa gönderilmesini istediği iddia ediliyor. Örgüt, gençlerin spor salonlarında, boş alanlarda veya evlerde 15 günlük hızlandırılmış silah eğitiminden geçirilmesini istiyor. PKK yandaşlarına bulundukları yerde silahlanmasını da emrediyor. Böylece her sempatizanı “silahlı bir militan” olarak harekete geçmeye hazır hâle getirmeyi amaçlıyor. Terörist Fehman Hüseyin imzalı talimatta topyekûn bir mücadele dönemine girildiği belirtildi.
İSRAİL DE İSTİHBARAT SAĞLIYOR MU?
Kuzey Irak’a yapılan operasyona en büyük desteği ABD veriyor. Anlık istihbarat yardımında bulunan ABD’nin yanı sıra İsrail’in de sahip olduğu bilgileri Türkiye ile paylaştığı öne sürülüyor. Bu iddialar terör örgütü PKK’nın yazışmalarına da yansıyor. Teröristlerden Dr. Bahoz Erdal kod adlı Fehman Hüseyin ile Murat Karayılan, örgüt hakkındaki bilgileri Türkiye ile paylaştığını ileri sürerek İsrail’i ihanetle suçluyorlar.
| Yorum
(yok)
Yorum yaz! Bağlantı
<<Önceki Sayfa
|1/7|
DESIGNED BY GULLERE VURGUN |