9/5/2008 22:34
Kategori:Saglik-124
| Çocuklarda kanser erişkinlere oranla 100 kat daha az görülür. Bir başka deyişle, tüm kanserlerin sadece % 2-4'ü çocuklarda görülmektedir.
Her yıl 1 milyon çocuktan 120'sinde kanser gelişmektedir. Çocukluk çağı kanserleri en sık ilk 5 yaşta ve 10-15 yaş döneminde ortaya çıkmaktadır.
Çocukluk Çağı Kanserlerinin Dağılımı: |
| Lösemiler |
% 30 |
| Lenfomalar |
% 20 |
| Sinir Sistemi tümörleri |
% 10-15 |
| Nöroblastoma |
% 7-8 |
| Wilms tümörü |
% 6-7 |
| Rabdomyosarkom |
% 5-6 |
| Kemik tümörleri |
% 4-5 |
| Germ hücreli tümörler |
% 3-4 |
| Retinoblastomalar |
% 2-3 |
| Karaciğer tümörleri |
% 1 |
|
Türkiye'de ve dünyada çocukluk çağında görülen kanserlerin % 30'unu lösemi oluşturur. Geri kalan % 70 içinde, ülkemizde ikinci sırada bezi kanserleri (Hodgkin ve Hodgkin-dışı lenfoma) yer almaktadır. Bunları sırasıyla sinir sistemi tümörleri, nöroblastoma, Wilms tümörü ve yumuşak doku sarkomaları (rabdomiyosarkoma) izlemektedir. Kemik, deri, göz ve karaciğer tümörleri ise çocuklarda daha nadirdir.
İYİLEŞME ORANLARI Çocuk kanserlerinin özelliklerinden biri, çok hızlı çoğalan ve büyüyen kanserler olmalarıdır. Birkaç hafta içinde hızla büyüyüp belirgin hale gelirler. Hızlı büyüdükleri için de ilaç tedavisi (kemoterapi) ve ışın tedavisine (radyoterapi) duyarlıdırlar. Bu nedenle çocuk kanserlerinin üçte ikisi tamamen şifa bulmaktadır. Çocuk kanserlerinde genellikle cerrahi, ışın ve ilaç tedavileri birlikte kullanılır. Genellikle tedavinin kesilmesinden sonra 2-3 yıl geçmiş ve kanser tekrarlamamışsa hasta tamamen iyileşmiştir.
1960'lı yıllarda % 5'i iyileştirilebilen çocukluk çağı lösemilerinin günümüzde % 75-80'i şifa bulmaktadır. Bezelerin habis hastalığı olan Hodgkin hastalığı % 90, Hodgkin-dışı lenfoma hastalığı % 75 oranında iyileşmektedir. Kemik tümörü olan osteosarkoma ve Ewing sarkoma erken yakalanmışsa % 60, böbrek tümörü Wilms ise % 90 oranında iyileştirilebilir.
Çocukluk Çağı Kanserlerinde İyileşme Oranları:
|
| LALL(*) |
% 80-90 (standart risk) % 70-80 (orta risk) % 40-50 (yüksek risk) |
| AML(**) |
% 35-55 |
| Hodgkin |
% 90 |
| Hodgkin-dışı lenfoma |
% 80 |
| Retinoblastoma |
% 90 |
| Nöroblastoma |
% 50 |
| Wilms tümörü |
% 90 |
| Osteosarkoma |
% 70 |
| Rabdomyosarkoma |
% 70 |
| Ewing Sarkoma |
% 65 |
(*) Akut lenfoblastik lösemiler (ALL) kemoterapi ile tedavi edilir. % 10'una kemik iliği transplantasyonu (KİT) uygulanır. (**) Akut myeloblastik lösemilerin % 50'si kemoterapi ile tedavi olur, diğer % 50'de kemoterapiye ilave olarak kemik iliği transplantasyonu (KİT) uygulanır.
NEDENLERİ VE KORUNMA Erişkin kanserlerinde olduğu gibi çocukluk kanserlerinde de yapısal ve çevresel nedenlerin rol oynadığı bilinmektedir. Ailevi yatkınlık, doğumsal hastalıklar, doğumsal anomaliler, gen bozuklukları, bağışıklık sistemi bozuklukları başlıca yapısal nedenlerdir. Çevresel nedenler arasında ise; fizik (radyasyon), kimya (ilaç, endüstri tarım ürünleri), virüsler ve beslenme gibi faktörler yer almaktadır.
Akraba evlilikleri çocukluk çağı kanserlerinde önemli bir faktör olduğundan, korunmanın başlıca yollarından biri akraba evliliklerinin önlenmesidir.
Kanser ve yanı sıra pek çok hastalık açısından, doğum anından itibaren çocuğun güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olması için gereken tedbirlerin ihmal edilmemesi gerekir. Bunların başlıcaları doğru beslenme, temizlik ve çocukluk aşılarıdır.
ERKEN TEŞHİS Erişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da erken tanı çok önemlidir. Çocukta beze, kansızlık, karın şişliği, herhangi bir dokuda anormal bir büyüme fark edildiğinde derhal hekime başvurmalı ve nedeni araştırılmalıdır.
Hastada solukluk, deride nokta kanamalar veya morluklar, halsizlik, yorgunluk, kemik ağrısı gibi belirtiler varsa; dalağı ve karaciğeri, bezeleri büyümüşse akla öncelikle lösemi gelmelidir. Bu durumda hemen bir kan tetkiki ve kesin tanı için gerekiyorsa kemik iliği tetkiki yapılır.
Lenf bezi büyümelerine ateş, gece terlemeleri, halsizlik, kilo kaybı, kaşıntı gibi belirtiler eşlik ediyorsa, Hodgkin hastalığı düşünülmelidir. Tanıya, lenf bezinden biyopsi yapılarak gidilir.
Küçük çocuklarda ağrısız bir karın kitlesi, deri altında küçük şişlikler (nodül), öksürük veya ateş, solukluk, gözlerin tek veya çift taraflı öne fırlaması ve göz çevresinde morluk gibi belirtiler, kemik ağrıları varsa nöroblastoma adı verilen böbreküstü bezinden veya sempatik sinir sisteminden kaynaklanan bir tümör akla gelir. Tanıya biyopsi veya kemik iliği tetkiki, idrarda vanil mandelik asit testi (VMA testi) ile gidilir.
Ağrısız karın kitlesi veya nadiren karın ağrısı ve karında şişlik, idrarda kan, gözün renkli tabakası irisin yokluğu gibi belirtiler küçük bir çocukta böbrek tümörünü (Wilms tümörü) düşündürmelidir. Tanı, görüntüleme yöntemleri (MR veya BT) ve biyopsi ile konur.
Karaciğer bölgesinde şişlik, sarılık, bulantı, kusma, kilo kaybı gibi belirtiler ise karaciğer tümörünü akla getirmelidir. Bu durumda kanda alfa-fetoprotein (ALP) denen bir madde yükselmiş olarak saptanacaktır. Tanı biyopsi ile konur.
TEDAVİ Cerrahi: Çocuk kanserlerinde cerrahi yöntemler genellikle tümör kaynaklandığı organ içinde sınırlı ise tümörün çıkarılması şeklindedir. Ancak tümör çıkarılamayacak büyüklükte ise veya başka dokulara yayılma yapmış ise (metastaz) bu durumda tümörden biyopsi almakla yetinilir ve öncelikle kemoterapi uygulanarak tümör ve/veya metastazları bu yol ile yok edilmeye çalışılır. Tümör küçülüp, metastazlar kaybolduktan sonra tümör kalıntısı cerrahi olarak çıkarılır.
Kemoterapi: Kemoterapi belirli aralıklarla kemoterapi ilaçlarının ağız veya damar yolu ile verilmesiyle yapılır. Bazen ilaçlar omurilik içine ya da beyin-omurilik sıvısı içine de verilebilir; buna intratekal tedavi denir.
Kemoterapi süreleri uygulanan tedavi şemalarına göre farklılıklar gösterir. 2-3 günden 7-8 güne değişen sürelerde, blok halinde ilaçların birlikte kullanımı söz konusudur. Kemoterapinin süresi genellikle 6 ay ile 2 yıl arasında değişir.
Kemoterapide kullanılan ilaçların bazı yan etkileri olmaktadır ancak bu etkiler geçicidir ve bir takım ilaçlarla başarılı bir şekilde önlenebilmektedir. Kemoterapi döneminde çocuk oldukça halsiz olur, ayrıca bulantı, kusma, kemik ağrıları görülebilir. Kemoterapinin dıştan fark edilen en belirgin yan etkisi ise saçların dökülmesidir. Çocuklara, tedavileri biter bitmez saçlarının hemen çıkmaya başlayacağı bilgisi verilmelidir.
Kemoterapinin bir etkisi olarak enfeksiyon riski arttığından bu dönemde hijyen çok önem kazanmaktadır. Genellikle okul çağı çocukların bir süreliğine okuldan uzak kalmasında yarar vardır. Ancak kemoterapi kürü hafif, çocuğu fazla sarsmayan bir tedavi ise okula gitmesine sakınca yoktur.
Radyoterapi: Radyoterapi, tümörün bulunduğu alana doğrudan ışın verilmesi şeklinde uygulanan tedavi şeklidir. Radyoterapi çocuklarda mümkün olduğu kadar az kullanılır, özellikle büyüyen vücutlarda gelişme bozukluklarına yol açabileceğinden zorunlu durumlar dışında ilk tercih edilen tedavi değildir.
Okul saatleri ile uyum sağlandığı takdirde, radyoterapi döneminde sonra çocuğun okula gitmesinde bir sakınca yoktur.
TEDAVİ SONRASI TAKİP Genellikle tümörlerin büyük çoğunluğunda tedavi kesiminden sonraki 2-3 yıl nüks (tekrarlama) açısından riskli dönemdir. Bir nüksü erken yakalamak tedavisinde başarı şansını artırabilir. Bu dönemde, aylık veya 2-3 aylık aralar ile hekime görünmek, kan ve görüntüleme tetkiklerini yenilemek gerekir.
Ayrıca nüks riski geçtikten sonra tiroid bezi yetersizliği, boy kısalığı, adet düzensizlikleri, kalp kası, böbrekler, işitme sorunları ya da psikolojik bozukluklar gibi tedaviye bağlı olarak ortaya çıkabilen geç yan etkilerle savaşmak ve gerekirse bunları tedavi etmek için de takip gerekebilir.
ÇEVRESEL FAKTÖRLER Çevresel koşulların insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri bilinen bir gerçektir. Çevresel faktörlerin iyileştirilmesi hem bugünün çocuklarının hem de geleceğin yetişkinliklerinin daha sağlıklı bir yaşam sürmeleri ile doğrudan ilgilidir. Çözümlerin başında bireylerin çevrenin önemi hakkında bilinçlenmesi gelmektedir.
alıntı |
| Bağlantı
9/5/2008 22:28
Kategori:Saglik-124
KADINLARA ÖZEL BİR SORUN
Over (yumurtalık) kistleri her yaştaki kadının sorunu olabilir . Çok yaygın bir hastalık olmasına rağmen bazı hastalar kendilerindeki rahatsızlığın farkında değillerdir ...
Çoğu over kist iyi huyludur ve genellikle 20-44 yaş arası kadınlarda görülür. Özellikle muayene ve ultrasonda elde edilen bulgular, ayrıca bazı kan tahlilleri ayırıcı tanıda bize yardımcı olur. Kistler her zaman infertilite (kısırlık) nedeni değildir. Eğer oluşum sebepleri hormonal düzensizlik ise infertilite görülebilir. Ancak, over kisti ile gebelik oluşabileceği gibi gebelik de over kisti oluşturabilir.
Over kisti yumurtalık dokusundan kaynaklanan, içi genellikle sıvı dolu olup boyutları 2 cmden 30 cme kadar değişiklik gösteren oluşumlardır.
Sebepleri
En sık neden hormonal düzensizliklerdir. Normalde her adet döneminde overler içinde yumurta hücresini taşıyan ve boyutları 3 cmye kadar ulaşabilen folekül adını verdiğimiz bir kist oluşur. Sonra bunun çatlaması ile yumurta açığa çıkar. Kadın gebe kalmaz ise bu dönemden 14 gün sonra kadın adet görür. Ancak hormonal düzensizliklerde bu yumurta taşıyan kistler ya çatlamaz, ya sabit kalır ya da büyümeye devam ederek bizim basit kist veya folekül kisti dediğimiz kistleri oluştururlar. Geçirilmiş over iltihapları, çok fazla radyasyona maruz kalma da over kistine sebep olabilir.
Belirtileri
Her over kisti belirti vermez. Genellikle adet gecikmesi veya düzensiz kanama şikayetleri ile kendini gösterir. Ayrıca over dokusunda gerginlik oluşturarak o bölgelerde kasık ağrısı ya da çok hızlı büyüyerek karında şişkinlik yapabilir.
Kimlerde
Over kisti özellikle adet gören kadınlarda görülür. Adet dönemi başlamayan genç kızlarda veya menopozdaki kadınlarda nadir görülür. Ailesinde over (yumurtalık) kanseri, rahim kanseri bulunan kadınlar da riskli gruba girer.
Kistler kötü huylu mudur? Çocuk sahibi olamama nedeni olabilirler mi? Kistle birlikte gebelik oluşabilir mi?
Çoğu over kist iyi huyludur (yüzde 80-85) ve genellikle 20-44 yaş arası kadınlarda görülür. Tek taraflı, mobil ve düzgün yüzeyli olan kitleler iyi huylu iken; iki taraflı, katı, yapışık, düzensiz yüzeyli ve hızlı büyüme eğiliminde olan kitleler ise büyük olasılıkla kötü huyludur. Özellikle muayene ve ultrasonda elde edilen bulgular, ayrıca bazı kan tahlilleri ayırıcı tanıda bize yardımcı olur. Kistler her zaman infertilite (kısırlık) nedeni değildir. Eğer oluşum sebepleri hormonal düzensizlik ise infertilite görülebilir. Over kisti ile gebelik oluşabileceği gibi gebelik de over kisti oluşturur. İlk gebelik aylarında gebeliğin devamı için gerekli hormonları salgılayan ve boyutları bazen 8-10 cmye ulaşabilen bir kist oluşur. Ancak gebelik ilerledikçe genelde küçülür ya da kaybolur. Takip etmek gerekir.
Kistlerin teşhisi için hangi yöntemler kullanılır?
Kistin tanısı için muayene ve ultrason yeterli olur. Ancak cinsi hakkında bilgi sahibi olmak için bazı kan testleri gerekebilir. Kanser şüphesinde ileri radyolojik tetkiklere başvurulur.
Tedavi yöntemleri
Over kistinin tedavisi cinsine göre değişir. Sık gözlenen basit kistler için genelde takip tercih edilir. Bu esnada doğum kontrol hapları kullanmak da kistlerin küçülmesine yardımcı olur. Doğum kontrol hapları yumurtalıkların çalışmasını durdurarak mevcut kistlerin vücut tarafından emilmesine yardımcı olur. İltihabi kistlerde düzenli antibiyotik tedavisi gerekir. Ancak 8-10 cmyi geçen ya da daha küçük olduğu halde 3-4 aylık takiple de sürekli büyüyen, ultrason ve kan testlerinde kötü huylu olma ihtimali olan kistlerin ameliyat ile alınması gerekir. Cerrahi girişim, bariz ağrı ve kötü huylu olma şüphesi bulunan vakalara uygulanmalıdır. USGde büyük kistler, çok odalı kistler ya da kan akımındaki artma kanser işaretidir. Kötü huylu kistlerden şüphelenildiğinde hasta hangi yaşta olursa olsun derhal ameliyat yapılmalıdır. Menopozdan sonra kadınlarda rastlanan kistler daha önemlidir. Bunların kötü huylu olma olasılığı yüksektir. Ancak menopozdaki kadında tesadüfen rastlanan bir kist küçükse (çapı 5 cmden küçük), tek boşluklu ve inci duvarlı ise kötü huylu olma olasılığı çok düşüktür. Bu kitleler cerrahi tedavi yerine takiple tedavi edilmelidir.
Kistler alındıktan sonra tekrarlayabilirler mi?
Kistlerin tekrarlaması cinsine göre değişir. Hastayı 6 aylık muayene ve ultrason takibi ile izlemek uygundur.
Tedavi edilmezse ya da geciktirilirse hastanın karşılaşacağı sorunlar nelerdir?
Kist tedavi edilmezse daha da büyüyebilir, belli bir büyüklükten sonra yırtılarak karın içine kanama yapıp hastanın hayatını tehlikeye sokabilir. Kötü huylu ise vücuda yayılarak ameliyat edilemez aşamaya gelebilir.
alıntı
| Bağlantı
25/4/2008 07:36
Kategori:Saglik-124
Çekirge Çocuk Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Selçuk Yüksel, beyindeki kontrolsüz, anormal ve istemsiz elektrik boşalımlarının, vücudun el, kol, yüz gibi belirli bölgelerinde bilinç dışı kasılma ve gevşemelere neden olmasına tıpta "konvülziyon", halk arasında ise "havale" denildiğini belirtti. Havalenin, ateşin eşlik etmediği şekline "soğuk havale" denildiğini kaydeden Yüksel, şunları söyledi: Havale bilinç kaybına neden olur "Havale geçiren bir çocuk bilincini kaybeder, vücut üyelerinin tümü ya da bir kısmında kasılıp gevşemeler olurken, gözler tek yöne kayar ve ağızdan köpükler gelir.Ancak bu görüntülerin hepsi aynı anda olmak zorunda değildir. Ayrıca sadece kasılma ya da tam tersi sadece ani gevşeme şeklinde nöbetler de olabilir. Hatta dalma, gülme, tuhaf sesler çıkarma gibi bulgularla ortaya çıkabilen havale nöbetleri de vardır. Havale sırasında dışkı ya da idrar kaçırılması ve havale sonrası eğer çocuk büyükse olayı hatırlamaması tipik bulgulardır. Bu tip nöbetlerin tekrarlaması ise sara (Epilepsi) olarak adlandırılır."
Yüksel, soğuk havalenin çocuklarda birkaç saniyeden dakikalara varan değişik sürelerde görülebildiğine işaret ederek, "Havale geçirme genellikle beyinde hasar bırakmamakla birlikte, 30 dakikadan daha uzun süre devam eden havale nöbetleri, beyinde uzun süreli oksijensiz kalmaya bağlı olarak kalıcı hasara neden olabilir" dedi.
Ne yapmalı? En yaygın yanlış uygulamanın, havale geçiren çocuğun soğuk suyun altına tutulması olduğunu belirten Dr. Selçuk Yüksel, şunları kaydetti:
"Bir çocuk bir kez dahi soğuk havale geçirse mutlaka konunun uzmanı bir doktora gösterilmelidir. Nöbet sırasında en önemli nokta, çocuğun nefes yolunun tıkanmasını ve beynin oksijensiz kalmasını önlemektir. Bunun için öncelikle yapılması gereken, çocuğun yan yatırılarak ağzını açık tutmaya çalışmaktır. Aynı anda havale sırasında dilin geriye kaçarak, nefes borusunu tıkaması önlenmiş olur. Havale geçirirken ortaya çıkan istemsiz kol ve bacak hareketleri, çevredeki cisimlere çarpma ve ciddi hasarlanmaya neden olabileceğinden, etraftaki eşyalar uzaklaştırılmalıdır. Çocuğun yaşamsal işlevleri izlenirken, kısa sürede acil yardım ekibine haber vermek en doğru davranıştır. Havale sırasında eğitimsiz kişiler tarafından yeniden canlandırma girişiminde bulunulmasının çocuğa daha ağır zararlar verebileceği unutulmamalıdır."
<******>******>
| Bağlantı
22/4/2008 07:10
Kategori:Saglik-124
Araştırmalara göre, beslenmeyle ilgili sorunlar kadınların yumurtalıkları ile erkeklerin spermleri üzerinde olumsuz etki yapıyor.

Yanlış beslenme alışkanlıkları kadınların yumurtalıklarını etkileyerek sağlıklı yumurtalar üretmeye direnç gösterir hale getiriyor
Erkekte sperm sayı ve kalitesini azalttığından gebe kalmada güçlüğe neden olabilir. Doğal gebe kalmayı zorlaştırırken, düşükleri hızlandırıyor. Yanlış beslenme kısırlık tedavilerinin başarılarını da düşürüyor.
Bebek sahibi olmaya karar verenler özellikle hangi dönemde doğru beslenmeye dikkat etmeliler?
Sadece gebelikte değil, gebe kalmaya karar verildiğinde de beslenme son derece önemli. Gebeliğe hazırlanırken daha suni tatlandırıcılar, kafein, sigara alkol gibi pekçok maddenin kullanımı ile ilgili alışkanlıklar değiştirilmeli . Kilo fazlalığı varsa bunları vermek için en iyi dönem gebelik öncesidir. Çünkü gebelikte diyet önerilmez.
Gebe kalmadan önce günlük bazı takviyeler faydalı olabilir. Günde alınan 400-800 mikrogram folik asit bebekdeki merkezi sinir sistemi anomalilerini azaltır.
Sigara içimi kadınların üreme sistemini nasıl etkiliyor?
Sigara içimi ile alınan nikotin, yumurtalıklardaki hücreleri etkileyerek, kadının yumurtasının genetik anomalilere daha fazla eğilimli olmasına neden oluyor. Nikotin, yumurta hücrelerini bozmasının yanında menopozun beklenenden erken gelmesine de yol açabiliyor.
Menopoz öncesinde de sigara içen kadınların yumurtalıkları sağlıklı yumurtalar üretmeye direnç gösterir hale gelir. Sigara kullanımı doğal gebe kalmayı zorlaştırırken, düşükleri hızlandırır. Gebelikte sigara ve alkol kullanan kadınlarda düşük oranının yüksek olduğu bildiriliyor.
Bebek sahibi olmaya çalışan çiftler, nikotinin gebeliğin oluşmasında ve doğuma kadar sağlıklı olarak sürmesinde, oldukça olumsuz etkileri olduğunu mutlaka bilmeliler.
Erkeklerin üreme sistemleri üzerindeki etkisi?
<******>******>
Sigara içimi ile, erkek üreme sağlığı arasındaki ilişki kadına oranla daha az açık. Günde 1 veya 2 paket gibi yoğun sigara içen erkeklerin, spermlerinde daha fazla şekil, hareket bozukluklarına ve anomalilere daha sık rastlanıyor.
Erkeklerin yoğun sigara kullanımı, sigara kullanmayan eşlerini pasif içici yaptığı için olumsuz etkiliyor. Kısırlık tedavisi öncesinde 2-3 ay sigarayı bırakmış olmak bile tedavinin sonucuna oldukça olumlu katkılar sağlıyor.
Gebelikte sigara içimin sonuçları ne olabilir? Sigara içen gebeler, daha çok erken doğum yapmaya ve düşük doğum tartılı bebek dünyaya getirmeye eğilimliler. Bir araştırma sonucunda, eşleri sigara içen kadınların sadece beşte birinin hamile kaldığı, eşleri sigara içmeyen kadınlarınsa üçte birinde başarı sağlandığı ortaya çıktı.
Alkolün gebe kalma şansı ve gebelik üzerindeki olumsuz etkileri nedir? Alkol de gebe kalma şansını azaltır. Alkol erkekde de sperm sayısı ve kalitesini azaltır.
Annenin kilo almasıyla, doğurduğu bebeğin kilosu arasında ilişki var mı? Annenin kilo artışıyla bebeğin doğum kilosu arasında her zaman doğru bir ilişki olmaz. Hamileliği süresince 20-30 kilo aldığı halde küçük bebek dünyaya getiren anneler olduğu gibi bunun tam tersi 1-2 kilo artışı ile hamilelik süresini tamamlayan annelerin 4 kilo civarında bebekler dünyaya getirdiklerini görüyoruz.
<******>******>
| Bağlantı
20/4/2008 09:37
Kategori:Saglik-124
Kırışıklıkların giderilmesinde kullanılan ve yüze "A tipi botulinum neurotoksin" maddesinin zerk edilmesiyle gerçekleşen 'Botox' tedavisinin tehlikelerinden biri daha ortaya çıktı. ABD'de yapılan bir araştırmaya göre bu madde enjekte edildiği bölgeden hareket ederek beyne yerleşiyor.
İlaç, özellikle yüzlerindeki kırışıklıkları yumuşatmak isteyen yaşı ilerlemiş ünlüler ile nörolojik rahatsızlığı bulunan hastaların tedavisinde kullanılıyor. Neuroscience dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, bıyık kaslarına "A tipi botulinum neurotoksin" zerk edilen farelerin beyin dokularında yapılan incelemelerde, Botoks maddesinin beyin köklerine taşındığı görüldü.
ABD'de 1989'da İlaç ve Gıda İdaresi (FDA) tarafından onaylanan, Allergan firmasının "Botox" markasıyla yılda 1,21 milyar dolarlık satış hacmine ulaştığı ilaç, özellikle yüzlerindeki kırışıklıkları yumuşatmak isteyen yaşı ilerlemiş ünlüler ile nörolojik rahatsızlığı bulunan hastaların tedavisinde kullanılıyor.
Araştırmacılar, makalelerinde, "Botulism neurotoxin"in sinir hücrelerinin iletişim yeteneğini bozabileceğini ve omurilikte değişikliğe yol açabileceğini savundular.
FDA, bu arada "Botox" ile Solstice Neurosciences firması tarafından üretilen "Myobloc" ilaçlarının kas zayıflığı rahatsızlığına yol açıp açmadığını inceliyor.
ABD'nin Boston kentindeki Massachusetts Genel Hastanesi Dermatoloji, Lazer ve Kozmetik Merkezinden Mathew Avram ise bu araştırmanın ilacın merkezi sinir sistemine ulaşabileceği fikrinden hareketle yapıldığını, yıllardır milyonlarca kişide kullanılan tedavinin merkezi sinir sisteminde bir olumsuzluğa yol açtığını tespit etmediklerini söyledi.
Araştırmaya katılmayan Avram, farelerin fizyolojisinin insanlardan farklı olduğunu, bu sonuçların insanlarda görülmeyebileceğini belirtti.
Botox'un üreticisi Allergan şirketinin bir yetkilisi de, araştırmanın kesin olmadığını ve önceki bulgularla çeliştiğini kaydetti.
Merkezi California'nın Irvine kentinde bulunan şirketin yetkilisi, araştırma için daha fazla çalışma gerektiğini savundu.
| Bağlantı
20/4/2008 09:36
Kategori:Saglik-124
İsveç'in başkenti Stockholm'deki Karolinska Tıp Kurumu'nda yapılan 13 yıllık araştırmada, magnezyum elementinin özellikle sigara tiryakilerinin felce yakalanma tehlikesini azalttığını ortaya koydu.
Nobel Ödülü veren Karolinska Enstitüsü'nden Dr. Susanna Larsson'un hekim heyetinin tütün tiryakisi 26 bin erkek üzerindeki araştırmasında, magnezyumun yararı açık olarak kanıtlandı. Yarar mekanizması henüz tam bilinmese de bilinen, magnezyumun kan basıncının düşürdüğü.
Akciğer kanseri araştırmasınının önemli yan ürünü olarak ortaya çıkan Karolinska'nın keşfine göre, tansiyonu düşüren magnezyumun günde 589 miligram alınması ''beyin enfarktüsü'' de denebilecek damar tıkanması felci tehlikesini yüzde 15 düşürüyor.
Magnezyum, başta tüm tahıl ürünleri olmak üzere baklagiller, karnıbahar, ıspanak, barbunya, pisibalığıgiller, istiridye, kayabalığı ve yerfıstığında yüksek oranda bulunuyor.
| Bağlantı
<<Önceki Sayfa
|1/21|Sonraki Sayfa>>
DESIGNED BY GULLERE VURGUN |